prizma

İLK ÖĞRETİM YA DA LİSE HER İLK TANIŞMA DERSİNDE KONU
“ALLAH VARLIĞI” SUNUM DA HEP ŞU OLMUŞTUR

“BİR KÖY MUHTARSIZ OLMAZ
BİR İĞNE USTASIZ OLMAZ
BİR HARF KATİPSİZ OLMAZ
BİR KANUN HAKİMSİZ OLMAZ
BİR RESİM RESSAMSIZ OLMAZ
BİR SANAT SANATKARSIZ OLMAZ
ŞU DÜNYA SAHİPSİZ OLMAZ; SAHİBİ ALLAH!..”

Size garip gelebilir, ilk girilen ve tebessümleşilen her sınıfta yıllar boyu bu cümlelerle başlanmış ve gerek anlatanda gerek dinleyende şimdiye kadar hiç bir memnuniyetsizlik bıkkınlık ve ülfet izine rastlanmamış aksine daima bir coşku ve iştiyakla iştirak görülmüştür.

Düşünsenize kendinizi 4.sınıfta ya da 11.sınıfta bir öğrenci yerine koyunuz; ilk derse gelen öğretmen söze “Bir köy muhtarsız olmaz!” diye başlıyor. Ne düşünürdünüz?

Bilinen ama aslında böylesine düşünülmeyen; duyulmamış duyulsa da derinlemesine irtibat kurulmamış bir cümle olmalıydı ki her zihin kanıksayıveriyordu. E hepimiz zaten ilk öğrendiğimizde öyle olmamış mıydı!

İlk tanışmanın ardından öğrenciye “Size bir cümle söyleyeceğim bakalım aynen kim tekrar edebilecek ve özel hafıza artısı alacak?” demeniz, zihinleri tetiklemeniz onları heyecanlandırmanız odak haline gelmeniz adına yeterli olacaktır, bir deneyiniz.

Parmaklar kalkacak siz birini tercih edeceksiniz ve cümleyi aynen söyleyecektir. Değişik uygulamalar içinde bulunabilirsiniz kuşkusuz. Mesela “Aferin bravo! ama maalesef puan yok! Çünkü ikinci cümle de var ikisini birlikte bakalım kim söyleyebilecek!”

Bu arada itiraf etmeliyiz ki, eğitim öğretim yöntem ve teknikleri adına pek çok başlık konabilir, yüzlerce siteden yüzlerce yazı kopyalayabilirsiniz. Bütün bunlar bir tarafa deyip: “Bana bir tek kelime söyleyin!” derseniz, söyleyeceğimiz o kelime “COŞKU!” olacaktır. Gönlünüz hakka bağlı, ne ederseniz edin hangi teknik ve yöntemleri uygularsanız uygulayın fakat öğrencilerinizde daima coşku meydana getirmekten asla vazgeçmeyin… Allahın inayetiyle hiç bir sınıfta etkili olmama ihtimali kalmayacaktır. Yeter ki içtenlikle sabırla fedakarca enerji harcamaya devam ediniz.

Coşku içinde iki cümleyi de söyleyenler çıkabilecektir. Siz aynı şekilde tutum sergileyerek daima birer cümle ekleyerek dördüncü cümleye geldiğinizde; kalkan parmakların azaldığını zaten fark edeceksiniz. Dört cümleyi şaşırmadan söyleyebilme başarısını gösterebilen Beş cümleye çıkabılen üç beş öğrenci belirleyebilirsiniz. Tabi ki 4-11 sınıflara göre farklılık olabilecektir. Onların da diğerlerine öğretmesi ya da okuyanlar (artı) listesi oluşturmasını sağlayabilirsiniz. Vakit ve kendinizde dayanma gücü bulabilirseniz tek tek sizin dinlemeniz hatta yerinde bunu teneffüslere taşımanız bile söz konusu olabilir.

İlk cümleden itibaren her cümlede yeterince açıklama yapmanız ve örnekled vermeniz tabi ki yerinde hatta gerekli olur.

Köy idaresinden söz ederken koskoca kainatı kastetmiş olabilirsiniz ama o zihinlerin ilk duyduklarında özellikle cümleleri ezberleme, defterine not etme ve söyleme heyecanı içindeki o öğrenciden bu irtibatı kurması beklenemez. Evrenin genişliği, gök cisimleri, yörüngeler trafiği, denge öçü vb konulara basitçe dikkat çekmekte zihinleri uzaya uçurmakta yarar var.

Doğru bir mantıkla basitçe bir köyün bile başsız idare edilmesinin mümkün olmadığını baştan kabul eden körpe dimağlar, sizin sunacağınız bu uçsuz bucaksız evrene açıldıklarında, pratik bir mukayese yaparak, bunun imkansız üzere imkansız olduğunu kolayca ve süratle özümseyeceklerdir.

Dikkatinizi çekelim, hemen her ders öğrenciyi ya deftere ya tahtaya ya tarihi bir olaya ya fiziksel bir nesneye odaklar durumdayken ve çoğunlukla önlerinde bir handikap olarak okul içi ve dışı sınavlar onları belli noktalara yoğunlaştırırken siz o genç zihinleri dünya ötelerine yönlendiriyor, düşüncelerini maddi sınırlar ötesine taşıyor hatta sonsuza kulaç atmalarını öğretiyorsunuz!…

Konunun daha da unutulmaz olmasını istiyorsanız, bir öğrenciyi güneş yapın diğerini dünya öbürünü de ay!.. Bakalmı kim ne kadar dönebilecek! diyerek…

Ya cansız o kütleler yörüngelerde nasıl dönüyorlar, döndürülüyorlar! Kim döndürüyor? demeye getiriyorsunuz.

Bu deneme için bir sınıf sahne olarak dar gelmişti de teneffüste okulun geniş bahçesinde, basket sahasının orta dairesi güneş merkezi yapılarak öğrencilerin adeta mevleviler gibi dönmelerini izlemiştik… Hoş bir hatıra nasıl unutulmuyor… Onlar unutur mu zannediyorsunuz?

“Bir iğne ustasız olmaz!”

Bir iğnenin tesadüfen olabilme ihtimaline dikkat çekebilir, tel parçalarının örsün çekicin eğenin vb aletlerin kendiliklerinde hoplayıp zıplayarak bir araya gelmelerinin, ucu sivri bir dikiş aleti yapmalarının ne kadar mümkün olabileceğini sorar özellikle arkasında bir delik açmalarının ihtimal dışı olacağını bilinçlerince onaylatmış olursunuz. Sonra da fen kitaplarından örnekler vermeniz algılamalarını hem kolaylaştıracak hem de konunuzu zihinlerinde kalıcı hale getirecektir. Canlılar alemindeki özelliklere güzelliklere özellikle de insanın yapısına, hücreye, atoma dikkat çekmelisiniz. (Sene başında bir öğrenciden fen kitabını alıp ilk hafta sonunda güzelce evinizde eüd etmeniz notlar almanız, konularınızı onların konularından örnekler vererek işlemeniz çok ama çok yerinde olacaktır. Din K. öğretmenimiz fen bilgisiyle ilgileniyor, fen bilgisini Kuran gibi önemli görüp anlatıyor, onu Yaratıcının ayrı bir kitabı ve O’nu anlatan bir dili olarak sunuyor demelerini istemez misiniz?)

“Bir harf katipsiz olmaz!” cümlesinde “katip” kelimesini “Üsküdara giderken aldı da bir yağmur” şarkısını mırıldanarak ortam uygunsa koroya dönüştürerek beraberce hafefce söyler hafızalara kazıyabilirsiniz. Tebessüm ettirmiş olursunuz onları en azından, evlerinde çevrelerinde benzerini yaşayamadıkları mutlu anları tattırmış olursunuz; ağır gibi görünen bir konuyu rahatlatarak hatta unutulmaz bir ders olarak nakşedebilirsiniz tatlı bilinçaltılarına.

Şaşkınlık meydana getirme, bir konuyu kavramada ve unutmamada önemli etkiye sahip olabilir.

Bunu nasıl yapabilirsiniz?

Tahtaya bir “a” harfi yazabilirsiniz. Ardından da yan tarafa bir nokta koyup tahtadan uzaklaşır bir kaç defa tebeşiri tahtaya o noktaya doğru atarasınız. Bu ciddiyet içindeki davranışızı biraz şaşkınca biraz da garipseyerek izleyen öğrencilerin ilgisi artmıştır ve bakışlarıyla sizden açıklama beklemektedirler. Tebessüm ederek

-Yazmadı kerata! :) dersiniz mesela.
-Noldu öğretmenim!
-Ya tebeşir benim yan tarafa yazdığım gibi kendiliğinden tahtaya bir “a” harfi çizer mi diye denedim ama olmadı!
-Hiç öyle şey olur mu öğretmenim? :)
-Yo hayır! Mesela tesadüfen, kendi kendine… ne bileyim rüzgar gibi bir şey bir sebep çıkar da ona bir “a” çizdirebilir mi dedim… fakat olmadı…

Ve evet unutulmaz bir ders daha vermiş oluyorsunuz onlara.

Basit bir harf, onu çizen bir kalem, o kalemi tutan bir güç kuvvet, bir el olmadan nasıl çizilebilir?

Ya evrenleri çiçekleri kelebekleri insanların gül simalı orjinal modellerini çizen o kalem!

Peki o kalem kimin elindeydi?

………………

Susun ve sadece yüzleri izleyin; ilk defa gündüz bindiğiniz uçaktan yerin yüzünü nasıl izlersiniz o yüzleri öyle izleyin!… Rahmana doğru kabaran şükran duygularınızı içinize gömerek izleyin!…

“Bir kanun hakimsiz olmaz!”

Bu cümlenin anlatmak istediğini drama tarzında sunabilirsiniz bir seçenek olarak ve ne kadar etkili olabileceğini görebilirsiniz. Bir mahkeme salonu oluşturursunuz, bir öğrenci diyelim sanık olsun, ikisi üçü şahitler, bir tanesi savcı durumunda olur vb… Siz de hakim rolünü oynarsınız… Ama ciddi olarak tebessüm etmeden… Sanki hakikaten öyle bir durum yaşanıyor gibi kendilerini role kaptırmalarını sağlamaya çalışınız.

Siz aynasınız, onlara olması gerekeni yansıtansınız, onlar, sizde olunması gerekeni görürler asla unutmayınız… Anne baba gibi hatta ötesi bir model… Evde eh biraz da toplumda verilemeyen her şey için adanmış bir model!

Hakimin önünde bir kitap vardır; kanunlar kitabı. Tam öğle vakti bir ara vermek dinlenmek beslenmek gerekiyor. Diyelim hakim kafetaryada karnını doyurmak için yarım saatliğine ayrılıyor. Şöyle seslenir salondakilerin şaşkın bakışları altında:

“Kitap kitap! Dava devam etmeli ben gelinceye kadar sen ben yokken gerekenleri yap, içinde yazılı kanun maddelerini bir bir uygula ve cezayı kes!”

…………………..

Yine o meşhur sessizliğiniz sessizlik içindeki o engin mana çığlıklarınız!… Öğrenci şaşkın ilk kez karşılaştığı bir problem. Ortam ciddi, suçlu gardiyan mahkeme falan… Ama gel gör ki uygulamada ciddi bir çarpıklık ve çelişki var! Ortamın ciddiyetine rağmen öğrencinin temiz fıtratından yansıyan aklı selimi, ciddiyet içinde bile olsa bir yanlışlığı hemen farketmesi ve tepki göstermesi sonucunu verecektir:

“Olmaz öyle şey!”

Hakimi olmayan, yazılı kanunları uygulayan bir otoritesi bulunmayan böyle bir uygulama olur mu hiç?

Eh sözü doğrudan “Doğa yasalarına” getirmenin tam zamanıdır.

Gerçi hangi sonuca ulaştınız? Neyi anlatmak istedik bu drama ile şeklinde soru ortaya atabilir, zihinleri bir yoklayabilirsiniz.

Tabiat kanunlarını, çekim gücünü, suyun kaldırma kuvvetini, canlıların çoğalmalarını, yağmurun oluşmasını vb fen bilgilerini hatırlatır ve bütün bu kainat çapındaki cansız kanunların, cansız yazılı kanunlar tarafından yönetilmesinin mümkün olamadığı sonucunu beraberce elde etmiş olursunuz.

“Bir resim ressamsız olmaz”,
“Bir sanat sanatkarsız olmaz!”

Tebeşirin tahtaya atılarak bir harf çizmesinin beklenmesi konusuna gönderme yapabilirsiniz. Fırça kendi kendine farklı renklerden alıp bir insan resmi bir doğa resmini yapabilir mi? Keski çekiç sihirli büyülü dizilerde gösterildiği gibi havada uçuşarak bir mermeri “tık!” “tık!” diyerek yontabilir bir heykele dönüştürebilir mi? Bir bestenin notaların tesadüfi dizilmesi sonucu ortaya çıkabileceğine ihtimal verebiliyor musunuz ilavesi de yapılabilir bu arada.

Bir lisede sınıfta ders esnasında ortaya çıkan latif bir benzetme şöyleydi

Bütün öğrencilere diyorsunuz ki hepiniz dünya çapında nobeller almış profesörlersiniz. Dünyanın bütün devletleri sizden insanlık çapında bir buluş yapmanızı istediler. Konu, yepyeni orjinal bir insan modeli çizmeniz. Teknoloji fuarlarındaki projeler robotlar ya da bilim-kurgu filimlerindeki yaratıklar gibi bir şey…

Bin değil yüz bin profesör olsanız, bir değil on hatta yüz sene düşünseniz acaba şu insan modelinden başka bir model geliştirebilir çizebilir misiniz? Elsiz gözsüz ayaksız bir E.T. olur mu hiç, bir resim bir heykel bir robot?..

Ya hayat!… Hayat nerden bulunacak! O sonsuz Hayat sahibi olmadan bedenlere ruhları kim yerleştirecek?…

Hiç bir şey sahipsiz olmaz. Şu kainat da sahibsiz olmaz. Hayat ise sahipsiz hiç olmaz!.

- Olur mu çocuklar?

- Olmaz öğretmenim!..

VE YERİ GELDİKÇE ŞU BAŞLIKLAR


“BİR ŞEY YA VARDIR YA YOKTUR. HEM VAR OLMASI HEM YOK OLMASI İMKANSIZDIR”

“VAR OLANIN KANITLANMASI ÇOK KOLAYDIR YOK OLANIN KANITLANMASI İMKANSIZDIR”

“İKİ VAR DİYEN ÇOK YOK DİYENDEN DAHA GÜÇLÜDÜR”

“HER ŞEY YA ZATEN VARDIR YA DA SONRADAN OLMUŞTUR. HİÇ BİR ŞEY HEM ZATEN VAR HEM DE SONRADAN OLMUŞ OLAMAZ”

“HER SONRADAN OLAN ŞEYİN MUTLAKA BİR BAŞLANGICI VE BAŞLATANI VARDIR”

“HER SONRADAN OLANI BAŞLATAN SEBEPLER ZİNCİRİ MUTLAKA BİR NOKTADA DURMAK ZORUNDADIR”

“BÜTÜN VARLIKLAR VE OLAYLAR YARATICININ GÜZELLİKLERİNİ VE ZENGİNLİKLERİNİ GÖSTEREN BİRER SANAT ESERİDİR”

“BÜTÜN BİLİM DALLARI ALLAHIN VARLIKTAKİ GÜZELLİKLERİNİ VE SANAT ESERLERİNİ ANLATAN BİRER DİLDİR”

“HER BİLİM DALI ALLAHIN BİR İSMİNE DAYANMAKTADIR”

…………………………………

(Not Durumlara seviyeye konulara göre her bir başlık farklı sınıflarda uygun derslerde işlenebilir)

Öğrenciye tek bir cümleyi hızlıca söylersiniz ve kim aynısını tekrar edebilir dersiniz. Söz gelimi “Var olanın kanıtlanması kolay yok olanın kanıtlanması imkansızdır”… parmakların nasıl kalktığını görürsünüz. Keskin hafızalar aynen tekrar ediverirler. Sonra “Kim ne anladı?” diye sorar cevapları alırsınız.

Ve şöyle bir soru ile konunun zihinler tarafından algılanabilmesini kolaylaştırabilirsiniz: “Diyelim ki bir insan bir elma cinsinin yeryüzünde olduğunu iddia ediyor ne yapması lazımdır? Bir başkası da var olmadığını iddia ediyor ne yapması lazımdır?

Çoğu denemede öğrenci bir elmayı alıp gösteririz diyecektir. Mantığı gelecek cümleleri kabule kendiliğinden hazırlanmış olmaktadır böylece.

Zor kısmı elma cinsinin yeryüzünde olmadığını savunann kimsenin ne yapması lazım geldiği sorusunda ortaya çıkmaktadır. 5. sınıf bir öğrencisi bu soruya şu cevabı vermiştir: “Yeryüzündeki bütün elma ağaçlarını kesmek gerekir öğretmenim!”… 10 puanlık bir cevaptır bu dersiniz ve öğrencinin gözlerinin nasıl parladığını görebilirsiniz. Beyin kendi düşünmüş kendi bulmuştur ve bu gerçeği hayatının sonuna kadar aklından söküp atması mümkün değildir.

Ve neşelendirici bir atmosfer oluşturmak için şu tekerlemeyi kim tekrar edebilir diye sorar hızlıca şöyle söyleyebilirsiniz:

“Bir elma cinsinin yeryüzündü olduğunu iddia eden bir insan bir elmayı göstererek bunu kolayca kanıtlayabilir fakat elma cinsinin yeryüzünde bulunmadığını savunan bir kimse yeryüzündeki bütün elma ağaçlarını yok etmesi ve bütün yeryüzünü karış karış dolaştırıp hiç bir yerde bir tek elmanın bile bulunmadığını göstermesi hatta gezegenleri dolaştırması gerekir.”

…………………

Gözlerinizi öğrencilerin yüzlerinde ve gözlerde gezdirirseniz tertemiz simaların nasıl içlerinden kelimeleri toparlamak cümleleri düzenlemek için tatlı bir heyecan içinde olduklarını dudaklarını kıpırdattıklarını ve bir şeyler söylemek için parmak kaldırma yarışına girdiklerini istisnasız her denemenizde görebilirsiniz. Ve söyleyenlere artı vermeniz de ayrı bir teşvik olur hatta ilk okuyan bir kaç kişiyi haftaya kadar liste tutup diğerlerinin okumalarını sağlamanız da düşünülmelidir.

Aslında söyleyemeseler de bu “COŞKU” yu arayış hevesini uyarmanız hiç anlatılmayan bir tarzı sunmanız bile belki bütün cümleleri ezberletmenizden çok daha önemli bir başarıdır denebilir.

Ve bir sonraki aşamada akli melekesinin güçlü olduğunu farkedebileceğiniz özellikle üç beş öğrencinin daha kolay kavrayıp analiz sonucu sonucu yakalayabileceği diğer sorunuza geçebilirsiniz.

Peki Allah var diyen ile Allah yok diyen birisinin bu iddialarını kanıtlayabilmeleri için ne yapmaları gerekir?

Değil lise öğrencisi 5. sınıf öğrencisinin bile aynı sonucu yakalayabilmei mümkündür. Şöyle diyecektir:

“Allah var diyen Kuranı gösterir öğretmenim!
Allah yok diyen de önce kendisini yok etmesi ve evreni ortadan kaldırması gerekir.”

Elma örneği bu sonuca ulaşmalarında son derece etkili rol oynamıştır.

Isınan zekalar daha ince hedeflere de hazır hale gelmiştir aslında.

Dersiniz ki peki örnekte anlatılmak istenen her konu tek tek ortaya çıkmış mıdır? Yani elma örneğinde başka ne anlatılmak isteniyordu. Tekrar yukarıdaki uzunca tekerleme elma örneği cümlelerini yineletebilirsiniz veya siz söylersiniz.

Bir kaç da olsa öğrenci bu nihai hedefe ulaşabilmiştir. O da şudur. Allah yok diyen bir insanın bütün kainatı karış karış dolaştırıp hiç bir yerde bir yaratıcının bulunmadığını bize göstermesi gerekir ki bu da imkansızdır.

Ve yeni bir heyecan katmak için puan kazandırabilecek ikinci uzunca cümlenizi sunar kim tekrar edecek dersiniz

“Allahın var olduğunu idda eden bir insan Allahın varlığını gösteren 4 ana kanıt kapısını-penceresini kullanarak bir kaç delil göstermesi yeterlidir. Allahın yok olduğunu iddia eden bir insan ise ya bu 4 ana kanıtı ortadan kaldırması veya bütün evreni karış karış dolaştırıp hiç bir yerde bir tek yaratıcının bulunmadığını göstermesi gerekir ki bu da imkansızdır.”

Allahın varlığını gösteren 4 ana kanıt şunlardır:
Kuran
Peygamberler
Evren
İnsan

Her bir ana kanıttan birer çarpıcı örnek sunmanız yerinde olur.

Mesela Kuran ya insan sözüdür veya değildir gibi benzer bir yaklaşımla; Peygamberimizin okuma yazmasının olmadığı buna rağmen zamanındaki şairleri bilginlerin söz söyleyemez hale geldikleri, Kur’an’ın geçmiş gelecek ve bilimsel gerçeklerle ilgili sözler söylediği belirtilebilir. Okumamış seyyah gibi dolaşmamış bir insanın geçmiş onca Peygamberlere ve kavimlere ait bilgileri söylemesi nasıl izah edilebilir, yoksa Hz.Muhammedin mağarada sakladığı “Geleceğe dönüş” filmindeki gibi zaman makinası mı vardı ki gizlice gidip bilgileri topluyor dönüp anlatıyordu!.. Yüzlerdeki alayvari “olur mu öyle şey” der gibi anlamışlık tebessümlerini de bu arada hemen gözleyebilirsiniz masum çehrelerde… Bunun yanı sıra güncel konularla irtibatlandırarak fen kitaplarından örnekler verilmesi etkili olabilir. (Onlar okumadan sizler onların okuyacakları bütün kitapları okumalısınız) Mesela “Göğünüzü size koruyucu tavan yaptık!” ayeti neyi anlatıyor sorusuna zorlanarak da olsa 4.sıınf öğrencisinin bile bulabildiğini atmosfer diyebildikleini belirtelim.

Peygamberler ya halkı aldatmış Peygamberim diye insanları kandırmışlardır ya da var olan Allah tarafından görevlendirilmişlerdir. Hayatlarında yalan söylemeyen bunca büyük insanın, milyonlarca inanan insanın yalanda ittifak etmeleri söz konusu olamaz denebilir.

Evren ve İnsan konularında ise malumunuz; düzen denge, yörüngeler, birbirine asla benzemeyen simalar, parmak izleri, gen haritaları kar tanelerinin modelleri… neler söylenebilir neler!…

Öğrencileri 4 kümeye paylaştırıp, haftaya her bir ana kanıttan farklı deliller bulmalarını performans ödevi olarak bir sayfaya yazmalarını ailelerinden yardım almalarını internetten araştırmalarını isterseniz farklı güzelliklerin geliştiğini de görebilirsiniz

SANAT VE SANATKAR DELİLİ

İnanç konuları ne kadar soyut felsefi ve ağır görülürse görülsün bu aslında o olaya bakandaki darlıktan sığlıktan düşünme becerisinin gelişmemesinden bir yerde uzaklıktan kaynaklanmaktadır. Zira insan üstü bir söz olan Vahiy bilgisi bu durumuna rağmen her devirde farklı akıl bilgi ve kültür düzeylerine sahip bütün insanlara hitap etmekte ve her insanın kendince anlayabileceği bir üslubu kullanmaktadır. Bu sehl-i mümteni denilen kolay anlaşılabilen çok derin olma özelliğine rağmen Kuranda çok ayette teşbihlerle misallerle inanç konularının akıllara yakınlaştırıldıklarını görebiliriz. Risalei Nur da bu konuda müstesna bir tefsirdir. Mükemmellik daima basitliklerde saklıdır. Daire en basit gibi görülen biçim fakat kainatın biçimidir.

“Sanat” ve “Sanatkar” kavramları da Allahın varlığını anlatma konusunda etkili iki sözcük sayılabilir.

Konuya girmeden önce öğrencilerin zihinlerinin hazırlanması ve merak uyandırılması etkili olabilir. Şu soru sorulabilir.

Doğada gördüğünüz varlıklarda ve olaylarda ne gibi TEMEL ORTAK özellikler göze çarpmaktadır?

Çoğu öğrenci doğada bir düzen olduğunu, sayısız güzelliklerin sergilendiğini ve sayısız nimetlerin sunulduğunu ifade edebilmektedir. Bunlar, çok derin düşünmeye ihtiyaç duymadan sıradan düşünen çocukların bile dikkat edip tesbit edebilecekleri üç temel nitelik olarak karşımıza çıkmaktadır.
Fakat amacımız öğrencinin ve tabi ki her insanın, varlığa farklı açılardan bakmasını, analizler yapmasını ve belirlenen güçlü deliller sayesinde güçlü sarsılmaz vazgeçilmez bir inanca sahip olmalarını temin etmektir. Tabi ki nihai hedef daima Yüce Yaraıtıcının anlatılmasıdır her söz dönüp dolaşıp ona bağlanmalıdır.

Öğrenci siz O’nu anlatırken yüzünüzün güzelleşmesinden O’nun güzelliğini içinde hissedebilmeli, O’nu sevebilmeli, siz O’nu sevdiren olabilmesiniz. Kimbilir bir gün siz de O’nun tarafından sevilen olabilirsiniz. Öyle demiyor mu Kainatın Efendisi: “Habbibullahe ila ıbadihi yuhbibkumullah” “Sevdirin insanlara Allah’ı O da sizi sevsin”…

Öğrencilerden gelen her fikir ve örnek ikiye bölünen tahtanın sağ tarafına karışık olarak süratle yazılabilir adeta bir beyin fırtınası gerçekleştirilmektedir. Sonra siz o malzemeyi de kullanarak şu 5 maddeyi tahtanın diğer tarafına maddeleştirerek yazabilirsiniz. Öğrencinin bulduğu cümlelerin kullanılması hatta şu şu şu öğrencinin şu şu sınıfın bu oluşturdukları konular diğer öğrencilere de sınıflara da sunulacaktır demeniz, gönülleri fethetmeniz için yetiyor artıyor bile… Sonunda da kim tekrar etmek istiyor diyebilir çıkıp anlatmasını sağlayabilir performans notu olarak değerlendireceğinizi söyleyebilirsiniz ciddi etkisi olabiliyor.

Evrendeki bütün olaylarda ve varlıklarda şu temel özellikler göze çarpmaktadır

1-Her şey çok sanatlıdır-orjinaldir. (Burada kelebekten balığa örümcekten arıya, çiçeklerden baharlara, insan simalarından semaya kadar orijinal sanat eserlerine dikkat çekebilirsiniz. (Her yaratılan varlığın taklitsiz, kopyasız ilk orijinal haliyle yapıldığını sonrasında sanatkarların ressamların heykeltıraşların hatta robot üretenlerin hep bu ilahi orjine bakarak taklitler yaptıklarını vurgulayabilirsiniz)

2-Her şey çok kıymetlidir. (Basit bir bakışla bir çiçek veya böcek bile evren kadar pahalıdır çünkü onun için bile bir güneş hava su vb varlıkların bir araya gelmiş olması gerekir uyarısında bulunabilirsiniz. Çarpıcı bir örnek olarak da tiyatrolaştırarak o anda birden kapıyı açabilir buyurun çuvalları buraya dökün diyebilir şaşkınlık içinde izleyen zihinleri uyandırabilir meraklarını güçlendirebilir ve unutulmaz bir espri havası estirebilirsiniz. Hayali olarak yerlere dökülen çuvallar dolusu altın vardır. Merak ve şaşkınlık içinde ama bir an önce ne olduğunu anlamak ve öğrenmek ister hale getirdiğiniz öğrencilere dönerek kim bu çuvallar dolusu altını alıp gözlerini veya ellerini vermek ister sorusunu yöneltirsiniz. Bir anda gözlerinin ellerinin nasıl servetler değerinde olduklarının farkına varıverirler onlar içlerinde vicdanlarıyla ve beyinleriyle kesin kararı vermişlerdir: Asla! Asla hiç birini servetlere değişmem!… ve önemlisi bunu Yaratıcı ile irtibatlandırarak zihinlerine yerleştirmiş olurlar. Artık bu inançları onların elleri ve gözleri olmuştur asla vazgeçmeyeceklerdir.)

3-Her şey çok sayıdadır (İnsanlar hayvanlar bitkiler yıldızlar… Saysak acaba ne kadardırlar? Sorunuz tebessümle karşılanır “oooo!… öğretmenim!” derler. Uygun misaller de vererek bu maddeyi de bir tarafa koyabilirsiniz. Siz aslında vicdanlara zihinlere nurani bir çivi çakmakta ve her madde ve örnekle bunu dağlar ve aysbergler gibi içe doğru derinliştirmekte benliklerinden kopmaz bir parça haline getirmektesiniz.

4-Her şey çok kısa zamanda olabilmektedir. (Evrenin saniyenin on milyonda biri kadar bir zaman içinde oluverdiğini bilim dili olarak ifade eder, her saniye kanımızda binlerce alvuyarların var edildiğini, birkaç haftada yeryüzünün baharla yeşilleniverdiğini çiçekleniverdiğini hatırlatır ya da başka örnekler verebilirsiniz. Allah sanatını göstermek için insanı 9 ay 10 günlük bir devreden sonra dünyaya gelmesini sağlar diye belirtir oysa mesela Mikelanjın taştan Musa heykelini 3 yılda tamamlayabildiğini söyler üstelik cansız! diye ekleyiverirsiniz)

5-Her şey çeşitli karışık ve sürekli olmaktadır (Özellikle hayvanlar bitkiler madenler vs konusundaki sonu gelmez çeşitliliğe dikkat çeker, kışın toprak altında bunların tamamen karıştığı halde baharda birbirine karıştırılmadan kendi olarak var edildiğine vurgu yapar ve binlerce yıldır bu işlerin tekrar edile geldiğine
Yapıcı gücün asla yorulmadığına ve bundan sonra da yapabileceğine göndermede bulunursunuz)

Ve bir soru ile öğrenciyi bu maddeler üzerinde yoğunlaşmasını sağlayabilir aynı zamanda sorunuza ecvap bekleyebilirsiniz.

SORU: Bu 5 madde arasında bir çelişki-uyumsuzluk vardır, nedir?

Doğrusu her öğrenciden doğru sonucu aynen söylemesi beklenemez ne var ki en azından düşünmeleri sağlanmış olur ve konuya yaklaşanlar da çıkabilir çıkmıştır da…

CEVAP şudur: Çok sanatlı ve kıymetli şeyler öyle kısa zamanda ve çok sayıda olamaz. Çabucak kısa zamanda, karmaşık, farklı ve çok sayıda yapılan şeylerde sanat da bulunmaz kıymet de…

Oysa Bir Yaratıcının sonsuz kudreti, sanatı ve sıfatları düşünüldüğünde bu çelişkinin kolayca aşılabildiğini ve sıralanan bu özelliklere sahip gözle gördüğümüz pek çok varlığın ortaya çıktığını ve imkansız bu işleri yürütebilen gücü sonsuz bir Yaratıcının var olduğunu gösterebiliriz.

DUYGU İŞPORTACILIĞI – KALPLERİMİZ BEYİN VE ORGANLARIMIZ TEZGAHLARA MI DÜŞMELİ!..

Ayet: “Allah mallarınızı ve nefsinizi genişliği yerle gökler arası kadar olan cennet karşılığında sizden satın almak istiyor!”

Hadis: “Kimin içten yönelişi her neye ise o yolda o isteğine ulaşır”

Kimisi bir pazarda kimisi yol kenarında kimi de seyyar vasıtası ile dolaşarak yüksek sesiyle insanları alışverişe çağırır, mallarını müşterinin parası ya da eşyası karşılığında satmak ister.

Bir vitrinde hatta bir tezgahta, geleceğin bilim adamlarının düşlediği ve çabaladığı gibi, yapay insan organlarının işporta malı gibi satılığa çıkarıldığını hayal ediniz!… Hele bir de damping olursa, tenzilat, mevsim sonu indirimli satışları olursa; düşünebiliyor musunuz; organlarını yenilemek ya da bir son modeliyle değiştirmek için insanlar nasıl koşuştururlar… Hem de en kıymetli organı en ucuza mal etme adına hareket ederler.

Ne var ki, ayet ve hadislerin de son noktayı koyarak belirttikleri gibi, ölümü alt edecek ve sonsuzluğu üretecek bir organ bir makina bir cihaz ortaya koyamayacaktır insanlık!..

Aynı şekilde satılık ve kiralık evler ve eşyalar vardır. Maalesef ve bin telehhüf ki, dünyanın çoğu ülkesinde, dünyalık karşılığında gencecik yaşlarına rağmen, çok insanın çok değerli çok kıymetli, sonsuzluk alışverişinde sermaye olarak kullanılabilecek duygu düşünce ve beden parçaları, bir işporta malı gibi alışveriş aracı olarak kulanılmaktadır…

Hiç bir insan, malını ucuza vermek, aldığını pahalı almak istemez. Yine hiç bir insan değer verdiği hiç bir eşyasının işporta pazarında talan edilmesine razı olmaz. Hatta kimi zaman üç beş kuruş daha hesaplı kapatmanın yollarını araştırır, dolaşır piyasa araştırması ve pazarlık yapar, eline geçirdiği fırsatları da hemen değerlendirmek ister…

Dinimiz insan parçalarının satılmasını yasaklamıştır. Hayat kurtarmak için organ bağışlanabilse de, bunun ticaretinin yapılmasına asla müsade edilmemiştir, kanunlarımız da bu merkezde hüküm vermektedir.

Acaba bir eşyasının işportaya düşmesini istemeyen , tırnağının ucuna bile dokunulmasına aslında rıza göstermeyen insanoğlunun, sonsuz cenneti kazanmak için verilmiş kalp akıl nefis beden gibi müthiş sermayelerini, hayat malzemesini, eşyasını… ortalığa saçıvermesi, basit ve fani maddi değerlerle değiş tokuş yapıvermesi, ucuz bir meta gibi karanlığa mahkum etmesi akıl karı mıdır?

Nasıl olsa elimizden çıkacak parmaklarımın arasında akıp gidecek bir su gibi olan ömrümüz geçip gidiyor, sermayemiz eskiyor yıpranıyor; öyle bir ticarette alışveriş konusu olmalı ki bütün varlığımız, bize sonsuz bütün varlığı kazandırabilsin…

İşte geçmişte bize bunca nimetleri peşin ve karşılıksız veren Yüce Yaratıcımız, en çok kendisinin bildiği ve en şerefli değerli yarattım dediği bu insan için, öyle bir pazar açmıştır ki, bu alışverişte hiç bir sermayemiz değerini ve anlamını yitirmez; aksine bir iken binlere, damla iken deryaya, fani iken bekaya dönüşür.

Aslında cennetten geldik…

Bizler cennetlik varlıklarız, cennete yakışırız, cennete yakışan iç dış sermayeye sahibiz.

Bu sermayeyi o yolda tekrar menşeimize dönme yolunda kullanmakla yükümlüyüz.

Cennetin Sahibinin dediğinden başka yol yok ki o yol bizi ana yurdumuz cennetimize ulaştırsın!

Evet çorabımızı tornavidamızı soğanımızı pirincimizi bir tezgaha bırakalım bir tezgahtan alalım…

Ama kalbimizle aklımızla duygu düşünce ve tüm organlarımızla hep o cennet tezgahlarında dolanalım!…

ÜÇ ŞEREFELİ MİNARE

İlk planda anlaşılması kolay görünmeyen en azından anlatılamadığı için anlaşılamıyor gibi görünen ve tabi ki nefsin arzularının ya da cehaletin anlaşılmasının önüne geçtiği çoğu hakikatlar, Kuran’da ve Risalei nur’da ele alınan misallerle öylesine anlaşılır hale gelebilir ki, minnacık dimağlar tarafından bile kolayla algılanabildiğine ve gelecek hayatları adına önemli kazanımlar edindiklerine şahit olabilirsiniz.

Üç şerefeli minare meselesi bunlardan birisidir. Selimiye Camiini de kısaca tanıtmanız hoş olur doğrusu.

Yeterince vurgulayarak güzel bir sunumla bu konu işlendiğinde her yaştaki insanın bakış açısında bir farklılık meydana geleceğinde kuşkunuz olmasın elverir ki dinleyende bir önyargı bulunmasın

Bunun için az çok resim yapma özelliğiniz olmalı ya da gece evinizde bir öğrenci gibi mesai harcamalı olabildiğince güzel minare resmi çizmeye çalışmalısınız. Derste tahtaya çizeceğiniz basit bir resim gibi görünen bu olay inanın hayat boyu zihinlerde yer edecek bir çalışma anlamına gelmektedir.

Konunuz ne olabilir: Müfredatta bulunan konulardan biri ile mutlaka bir irtibat noktası bulabilirsiniz dolaylı da olsa. Söz gelimi Allahın yaratma sıfatı konusuyla doğrudan ilgi kurulabilir. Ahlaki konulardan iyilik yapma ve yardımseverlik konusuna çok iyi gidebilir, sabır konusuyla güzel örtüşebilir. Kuranın yorumlanması açısından “Biz sizi korku açlık mallarınızdan canlarınızdan eksilterek sınarız… “ ayetiyle irtibatlandırılabilir. Hatta Rehberlik dersinde bile hayata bakış sorunların çözümü gibi hususlara yönelik örnek olarak bile sunulabilir.

Konunuzu belirler ifade eder ve üç şerefeli minareyi tahtaya bir güzel çizersiniz. Resim yapan bir Din Kültürü Öğretmeni imajının size ve çevrenize artı olarak döneceğinde de kuşku olmaz sanırız.

Önce öğrenciden tahtaya çizdiğiniz resimden ne anladıklarını niçin çizdiğinizi ve işleyeceğimiz konu ile nasıl bir irtibatının olduğunu sorar farklı orijinal değerlendirmeleri mutlaka tahtanın bir yarısına ANAHTAR KELİME veya kısa cümlecikler halinde not ettirirsiniz bir öğrenciye. Bu arada mutlaka her derste farklı öğrencilerin tahtaya alıp yazma işini paylaşmasını sağlamanız tavsiye edilir zira her kalkan öğrenci tahtaya tahtadaki fikirlere dolayısıyla size ve sunumlarınıza bağlanmış onları kabullenmiş benimsemiş olacaktır. İnsan emek verdiği katkıda bulunduğu paylaştığı bir konuyu bir başka benimser malum.

Sonra minareye boylu boyunca basamaklar çizer bu basamakları alttaki giriş kapısından dışarı taşır uzatır ve başına da çöpten üç adam çiziverirsiniz. Ve tekrar ne anladıklarını sorarsınız.

Her açıklamanız onların düşüncelerini yönlendirir inkişaf ettirir olgunlaştırır geliştirir. Ve yeni terkiplere ulaşmalarını sağlamış olursunuz. Yeni açıklamada üç çöp insanın hiçbir şeyleri olmayan son derece fakir insanlar olduklarını ve son derece cömert biri tarafından kendilerine her basamakta farklı hediyeler verileceğini belirtirsiniz. Yiyecek içecek giyecek basitçe barınma ve sıradan iş imkanları sıralayarak ilk şerefede birini bırakır şerefeye bir çöp adam kondurursunuz. Diğer ikisine verilen ihsanlar gelen basamaklarda devam eder ve daha fazlasına sahip olarak ikinci çöp adamı ikinci şerefeye iliştirirsiniz. Ve tabi sonuncu da daha çok ikrama sahip olarak en üst şerefeye kurulmuştur.

Tekrar öğrenciye döner bu son durumda hayata bakış olarak ne anladıklarını ve yeni yorumlar yapmalarını istersiniz.

Öğrencilerin bu örneği hayat basamaklarındaki insan yürüyüşü gibi algılamalarını ve kendilerini o insanlardan biri olarak algılamalarını sağlamak önemli olmaktadır.

Oldukça zeki bazı öğrenciler çevrelerinden aldıkları kültürün etkisinde kalmış olmalarının ifadesi olarak
Hayatta gözle görülür bir farklılık ve adaletsizlik görülüyor diyebilir hatta bilmeden kimileri Allahın adaletsizliğinden bile söz edebilir. Bu tepki gösterilecek kınanacak bir yaklaşım değil aksine sorgulayan bir zihnin tezahürüdür diye düşünmeli bizce… Ve çoğu yerde öğretmeni bazen çileden çıkaran aykırı sözleri söyleyenlere dönüp tebessüm ederek sınıf içinde böyle düşünen arkadaşınızı kutlarım, çoğu insanın düşünemediğini düşünmekte ve bize farklı bakış açıları sunmaktadır gibi yaklaşmanız, o insanın kazanılması adına hem zihninin hem de kalbinin kapılarını açması anlamına gelmektedir.

Önemli bir taktiktir ki itirazcının sözünün haklı yanını vurgulayarak ona teşekkür ederek onun sözünü ağzından alıp başkalarına anlatmak o kişinin gönlünü fethedebilir ama siz sözü dolandırır kendi platformunuza taşır ve dengeli bir uslupla güzeller güzelinin besteleri içinde eritebilir, müstakim söze bağlayabilirsiniz. Diğerleri gibi o da alacağını almış olur. En azından bu tepkisiyle size, bilmeyenlere yeni şeyler öğretmenize vesile olmuş oldu diye düşünebilirsiniz. Sonuçta herkes kendi inancını tercihleriyle belirleyecektir. Anlatmak gerisini kalplere bırakmak esas değil midir zaten?

Ama sizin böyle bir yaklaşıma karşı zaten hoş bir yaklaşımınız olacaktı. Zihinleri başa döndürmek ilk başta o çöp adamların gerçekten çöp hallerine dikkat çekmek olacaktır yapacağınız. Diyeceksiniz ki çocuklar zaten bu adamlar sıfırdı sıfırdan alındılar onlara KARŞILIKSIZ verildi PEŞİN verildi… Ve hiç birimiz bize verilenlere karşı bir BEDEL ÖDEMEDİK… Kaldı ki bunlar binde bir prim gibidir daha neler verilecektir şerefeleri yücelerde basamakları sınırsız öbür alemde… diyebilirsiniz.

Ama yine dersiniz ki bakın ben size daha başka yönünü söyleyeyim olayın. Bunlar çöp bile olamazdı insan olamazlardı. Ya hayvan kalsalardı ya bitki olarak hayvanlara yem olsalardı veya taş kaya toprak çer çöp olarak varlıkta boy gösteremeselerdi… Varlığa ermek İnsan olmak akıllı olmak hele ‘Onu bulabilmek öyle bir nimettir ki dersiniz bütün dünyanın güzellikleri o deryada bir damla olamaz… Ve insanın anlam ve önemini başka bir derste işleyelim diyerek konuya dönebilirsiniz.

Tabi bu arada gözleriniz gözlerde gezmektedir ve çehreniz, aykırı konuşana cevap veriyor gerginliğinden tamamen uzak olarak her birine sevgi tebessümleri dağıtır durumdadır. Tebessümsüz olmaz beyler bayanlar! Elbiseniz sertçe çekilse de boynunuza kan otursa da hatta kustursalar da dönecek ve tebessüm edeceksiniz Kainatın Efendisi gibi … O’nun hatırına her şeye katlanılır di mi!

Ve can alıcı soruyu sorarsınız. Biz kendimizi hangi şerefedeki insan olarak görmeli ve nasıl düşünmeliyiz?

Eğer yukarıda eksikleriyle beraber sunmaya çalıştığımız sizin geliştirebileceğiniz bu yaklaşımlar, yolunda gelişmişse ki alternatifi yoktur böyle gelişir zaten… oturun ve dinleyin siz bülbül eda çocuk şakımalarını :) )

Minik bir yavru bile size şunu der :”Öğretmenim halimize şükretmeliyiz.”

Aslında konu kapanmış ders bitmiştir. Söz konusu şerefeleriyle bu minare mefhumu zihinlere kopmamacasına çakılmıştır. Her ezan okundukça her minare görüldükçe kim bilir bir çağrışım olacak geleceğin o meslek sahibi yetişkin insanlarında bu bir sınıf hatırası olarak onlara tebessüm ettirecek beraberinde şükürler olsun dedirterek ve sizlere de dua ettirerek…

Ne var ki ali himmet olacak ve mümkün olduğunca en mükemmel düşünce ufkuna onları taşıyacaksınız.

Her öğrencinin kendisini ortadaki şerefede olması gerektiğini düşünmesi muhtemelse de, NİMET NOKTASINDA AŞAĞIYA MUSİBET NOKTASINDA YUKARIYA BAKMA” ideal nihai düşünceyi ifade edebilmeleri beklenmez doğal olarak.

Ve pekiştirici ikna edici zihni tamamen doyurucu ve hayata bakış açısı kazandıracak şu son bilgileri sunabilirsiniz ve sonunda öğrenciden tekrar etmesini isteyebilirsiniz

1-Elimizde olanın kıymetini bilmekle şükretmekle yükümlüyüz, herkes elindeki kadarıyla görevli yükümlü.

2- Geçmişte bize karşılıksız verilen onca nimetin hangisinin tam şükrünü yerine getirdik karşılığını ödedik ki daha fazla verilmemesinin şikayetini yapmaktayız. Elimizden bize ait bir hakkımız alınmış değil ki şikayet edelim zaten sahip olduğumuz her şey Allah ihsanıdır emanetidir.

3-Nimetler açısından bizden aşağıda olanlara, elimizdekilere sahip olmayanlara bakmalıyız. Yani evimiz varsa evi olmayana, gözümüz varsa gözü olmaya bakma gibi. Ve önemlisi sorumluluk taşıyarak onlara yardım elini uzatmalıyız.

4-Musibetler dertler açısından bizden yukarda olana yani daha çok dert içinde olanlara bakıp hem halimize şükretmeli hem de onlara da yardımcı olmaya çalışmalıyız.

Nimetler açısından hep yukarıda olanlara bakar halimizden şikayet edersek nankörlük etmiş, şükür etmeye layık olanı unutmuş oluruz. Kaldı ki herkese illa bu şerefede kalacaksın denmemiştir, her insan çalışıp daima daha zengin olma şansına sahiptir.

5-İnsan ne kadar nankör! Bunca nimet verilmiş ve kısacık ömründeki bir iki saatlik ibadetiyle sonsuz cennet bile verilecek hala şikayette bulunuyor.

Oysa sonsuz cennet sonsuz mesai ister.

Şu kadar ücret için günde 8-10 saat çalışıyoruz. 25 yıl emeklilik için 25 yıl yoruluyoruz.

25 yıl emeklilik için 25 yıl çalışmak gerekirse
Sonsuz cennet için kaç yıl çalışmak gerekir?

Orantı kurun çarpıp bölün…

Karşınıza hep sonsuz çalışma ve ibadet çıkacaktır.

Oysa haramları terk ederek günde bir iki saat ibadet yaparak ve zaten mutluluk veren iyiliklerde bulunup insanlara güzel hizmetlerde bulunarak sonsuz cenneti de kazanmış olacağız… (24 altın örneği ayrıca anlatılmalı)

Ve son olarak; O zaman dersiniz değil mi sevgili öğrencilerim!…sonsuzluk minaresinin hangi şerefesine koyarlarsa koysunlar, yeter ki bizi sonsuzluk minaresine koysunlar!…

GÖK GÜRÜLTÜSÜ KORKU MU MÜJDE SEVİNCİ Mİ

Anne!… Gök gürlüyor çok korkuyorum!…

Ne korkunç bir ses!.. Ödüm patladı valla!…

Aman Allahım ya yıldırım düşer beni yakarsa!…

Bunlar her çocuğun söyleyebileceği sözler

Yetişkinlerin bile tedirgin olabildiği gök gürlemeleri…

Oysa kalp kafa birlikteliği içinde inançla ve bilgi ile gök gürlemesi ve şimşek-yıldırım olayına baktığımızda şu sözleri söyleyebilmek de mümkündür; çocuk yaşta olunsa bile…

Hey çocuklar! Göklerde şenlik var!…

Teşekkürler teşekkürler gök gürültüsü, müjden için teşekkürler!…

Hamdolsun tehlike geçti, güven getirdin gök gürültüsü çok sağol!

Neden böyle?

Biliriz ki Gök gürültüsü, şimşek çakmasının peşinden hızla yer değiştiren havanın hareketinden meydana gelen ses. Yıldırımı meydana getiren çok kuvvetli elektrik akımı, kısa süre içinde çevresindeki havayı şiddetle ısıtır. Bu ısınma sonucu çok ani bir şekilde genleşen hava, hızla daha soğuk havanın bulunduğu yerlere dalar. İşte havanın bu hareketinin meydana getirdiği dalga, gök gürlemesini veya gök gürültüsünü hasıl eder. Gök gürültüsünün 30-40 saniyeden fazla sürdüğü pek görülmemiştir. Sesin hızı saniyede yaklaşık 340 metredir, ışığın ise saniyede 300.000 km..

Bakara süresinde bir ayet gök gürültüsü ile şimşeğe yan yana ele alırken beraberlik ifade eden “vav” harfiyle ifade eder (2/19). Bu da ayrı bir mucizevi işaret sayılabilir. Öte yandan inancımız gereği kainatta hiçbir olay tesadüf eseri değildir, doğadaki her olay Mikail komutasında müekkel bir meleğin denetimi ve yönetimi altında cereyan etmektedir.

Bu iki bilgiyi birleştirir ve zaten Allahın isimlerinin birer yansıması olan bilimler gözlüğüyle Allaha iman gözlüğünü bir arada kullanarak insanı korkutan ürküten tedirgin eden bir olaya farklı bakış açısı kazanabiliriz ve rahatlıkla şöyle düşünebiliriz:

Hızla hareket eden yıldırım bize gelip yakıverseydi gök gürültüsü sesini duyabilir miydik?
Duyabildiğimize göre yıldırım bizi çarpmamış demektir.
Çünkü ses hızı itibariyle sonradan bize ulaşmaktadır.
Öyleyse bu bir huzurun haberidir niye korkuyorum ki!…

Eh evet biraz sesli geliyor gümbür gümbür çalıyor kapımızı postacı ama olsun müjdeli bir haber getiriyor ya!…

55 yaşlarında emekli bir subay ağabeymiz. Cuma namazı hutbesinde bu açıklamaları dinleyince namaz sonrası gelmiş hocanın ellerine sarılmak istemiş defalarca dua ve teşekkür etmişti. Şöyle demişti: “Vallahi ben çocukluğumdan beri hep gök gürlemesinden korkuyordum bu açıklamayı duyunca bunun ne kadar yersiz olduğunu anladım, ve rahatladım, neden daha önce bunu anlatmadılar ki!” demişti.

Gelelim bizim yaramaz tatlısı liselilerimize…

Bu konu hoş bir anlatımla dile getirilmiş ve sonunda espri olsun diye şöyle bağlanmıştı: Valla aslında çocuklar! Gök gürlediğini duyduğunuz zaman bir “Oleeee!!!” çekseniz bile azdır çünkü bu sizin için bir sağlık müjdesi tehlike geçti alarmı huzur iklimi gibidir…

Demez olaydık!…

Bir sonraki ders Edebiyat dersiymiş. Hava dereste birden kararmasın mı, “Gümbürrrr! “ diye gök gürlemesin mi? Bizim 30 kişilik heyecan deposu gençlerimiz hep bir ağızdan koro halinde bir “Oleeeee” çekmesinler mi?

Bir hafta sonraki derste hikaye ediyor öğrenciler konuyu…

Yazık, meğerse bayan öğretmenimizin yüreğine inecekmiş nerdeyse, düşüp bayılayazmış!..

Gök gürültüsünden değil tabi ki gök gürlemesi yaramazların oleee çelmesinden. Sonra açıklamışlar da sakinleşmiş hocamız.

İnanç ve bilgi…

Kalp ve kafa…

Her olaya bu perspektiften bakabilmeli insan. Bu olay bir misaldir bir numunedir her varlığa ve olaya farklı bakabilme becerisini elde etme yolunda bir ilk basamak bir adımdır bir kapı bir penceredir.

Gökteki olaylara böyle bakabilen evrenleri kucaklayabilen her insan yerlere yerdekilere de insanlara ve insanlar arası her probleme de farklı açılardan bakabilme becerisini kazanabilir.

Özellikle dinlemesini ve düşünceleriyle katılmasını bilen sınıflarda bu gibi konuları işlemek anlatılmaz etkili ve yararlı olabilmektedir. Dinlemesini bilemeyen sınıflarda iş muallime düşmektedir. Sabırla enerjisini teksif ederek orijinal sunumlarla ilgiyi arttırabilir en azından ilgilenenlere mutlaka ulaşabilir.

Bir deneyin bu konuyu anlatmadıysanız öğrencilerinize takdim edin, ilgi ile idnleyeceklerini göreceksiniz.

İlk sorunuz: En çok gök gürültüsünden mi korkarsınız şimşekten mi olmalı. İstisnasız bilinçaltıları çağrışım yaptığından, bizlerin hep yaptığı o gök gürlediğinde annemizin Rahmet kucağına koştuğumuz gibi, hatırlayıp sesten korkarız diyeceklerdir.

Şu an aklımıza geleni ilave etmemize izin veriniz. Gök gürlemesi korkusundan Rahman’ın Rahmet kucağına düşüncemizle koşmamız da Anne kucağına koşma gibi bir durum olmaktadır…

Sonra öğrencilerinize ikinci olarak neden gök gürültüsünden korktuklarını sorabilirsiniz.

Üçüncü olarak da gök gürültüsü ve şimşek nasıl oluşur diye ayrı bir soru yöneltebilirsiniz.

Bu sorunun cevabının bir 7′inci sınıfta bilinemediğini 4. sınıfta bir öğrencinin bilebildiğini belirtelim. Bulutların çarqışmasıyla oluşur demişti.

Bu gibi durumlarda hep konuyu öğrencinin bulması yolunu tercih etmenizi öneririz.

Ve sonra çarpıcı bir cümle olarak “Korktuğumuz gök gürültüsü aslında sevilecek bir melodi gibidir bir muştudur oh elhamdülillah dedirtecek bir olaydır, neden?” diye sorarsanız isabetli olabilir.

Gerçekten de öyle olmuştur o minik çocuk ışık hızlı hareket eder ses yavaş o yüzden korkulmaz demişti…

———————————————————————

Işık yayınları tarafından 1992-İzmir basımlı kitabın (İman Dünyası) arka kapak sayfası:

“Hemen hepimiz gök gürültüsünden korkar ürperir yerimizden sıçrayıp kalkar ve çoğu zaman da sapsarı kesiliriz. Halbuki gök gürültüsü bir “Rahat ol tehlike geçti!” müjdesidir. Hamd etmeye bir vesiledir de.

Aynı anda meydana gelen şimşek ve gök gürültüsü, zıt elektrik yüklü iki bulut kümesinin birbiriyle toslaşması çarpışması ve birleşmesiyle meydana gelir. Fakat ışık saniyede 200 bin kilometre, ses ise 340 metre mesafe kat ettiğinden şimşek gök gürültüsünden önce görülür. Bize asıl korku veren yıldırım ise elektrik yüklü bulutların yerdeki elektrik yükü ile teması neticesi meydana gelir. Bilhassa ağaç ve binalara tırmanan voltaj yukarıdakine müsavi miktara ulaşınca yıldırım dediğimiz korkunç kıvılcım bağlantısı kurulur. Şimşek anında yıldırıma dönebilir.

İkisi aynı anda meydana geldiğine göre, şimşek çaktığı anda olacakm zaten olmuştur. Yıldırım düşecekse düşmüştür. Gök gürültüsünün duyulması bu yüzden bir geçmiş olsun mesajıdır.

Işıkla beraber yakınımıza bir yıldırım düşmediğine göre sesi duyduğunuzda artık rahatlayabilirsiniz. Yıldırım çarpacaksa daha ses duyulmadan bu iş çoktan olup bitmiş olacak ve gök gürültüsü de duyulamayacaktır.

Bu bakımdan gök gürültüsü celal içinde cemaldir, hiddet içinde refettir, korku içinde sevinçtir.”

NAMAZ ELİ DİLİ KULAĞI GÖZÜ AYAĞI KÖTÜLÜKLERE KARŞI BAĞLAR
Bu ve alttaki iki anlatım şekli “Ben namazın böyle olduğunu bilmiyordum, ne kadar önemli olduğunu anladım ve kılmaya çalışacağım!” dedirten önemli iki yaklaşım biçimidir. Ve konuların sadece klasik yöntemde olduğu gibi “ANLAT-GEÇ!” tarzının ötesine taşıyan görselleştiren, biraz da espri katarak canlandırma yapılan bir sunum şeklidir. Bu cümle aslında bilindiği gibi “Namaz bütün kötülüklerden alıkoyar!” anlamını ifade eden ayetin farklı bir sunumundan ibarettir. Eğer yapmak isterseniz bu sunumunuz hem dikkat çekecek ilgiyi arttıracak hem de konuyu zihinlerde kalıcı hale getirecektir.
…………….. devam edecek

SECDE VE ÖRS-ÇEKİÇ FIRSAT BULDUKÇA EKLEMELER DEVAM EDECEKTİR

24 ALTIN

İNSAN HÜCRE TORBASI MI SANAT HARİKASI MI

İNSAN SOLUCAN YEMİ KONSERVESİ Mİ?

OLUMSUZ YANIMIZIN OLUMLU YANLARI

PAŞA-ÇOBAN SERMAYESİ

99 KAPILI SARAY

KURAN EVREN İNSAN KİTAPLARI

İNSANIN ANLAM VE ÖNEMİ SANAT DEĞERİ

ALLAH NEDEN GÖRÜLMEZ

HAYATA BAKIŞ-HAYAT GÖRÜŞÜ

Yorum Yapın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.