10.sınıf

2000-2003 yılları arası 3 yıllık uygulama

İNANÇ ESASLARI

A-ALLAH’IN VARLIĞI (Kulhüvallâhü-Vücud )

1- Var olanın kanıtlanması kolaydır Yok olanın kanıtlanması imkansızdır
Bir elma cinsinin yeryüzünde olduğunu iddia eden bir in-san, bir elmayı göstermekle bunu kolayca kanıtlayabilir.
Elmanın yok olduğunu savunan ise, ya bütün elma ağaç-larını kesip yok etmesi lazımdır ya da bütün yeryüzünü karış karış dolaştırıp hiçbir yerde bir tek elmanın bile bulunmadığını gösterme-si gerekir.
Bunun gibi, Allah’ın var olduğunu söyleyen bir insan, bu-nu kanıtlaması için, Allah’ın varlığını gösteren dört ana kanıtı göstermesi yeterlidir.
Allah’ın varlığını açıkça gösteren dört ana kanıt kapısı, 4 kitap şunlardır: Kur’an, Peygamberler, Evren, İnsan…
Allah’ın yok olduğunu iddia eden insanın, bunu kanıtlama sı için, Allah’ın varlığını gösteren dört ana kanıtı ortadan kaldırması gerekir ya da bütün evreni karış karış dolaştırıp hiçbir yerde bir tek yaratıcının bulunmadığını göstermesi gerekir (Güneş sisteminden çıkmak için ışık hızıyla 75 yıl gitmek gerekir).

2- Her sonuç bir sebebe bağlıdır. Hiçbir şey kendi kendine yoktan var olmaz.
Bir köy muhtarsız olmaz
Bir iğne ustasız olmaz
Bir harf kâtipsiz olmaz
Bir kanun hâkimsiz olmaz
Bir sanat sanatkârsız olmaz
Bir resim ressamsız olmaz
Şu dünya sahipsiz olmaz; Sahibi Allah’dır.
Doğadaki her şey, Allah’ın güzel isimlerini gösteren birer sanat eseridir. Bütün bilim dalları da bu sanat eserlerini anlatan birer dildir. Kur’an gibi Evren ve İnsan kitaplarını okumak da sevaptır.

3- Her varlık ve doğa olayı, hiçbir insanın, hiçbir güçle ger-çekleştiremeyeceği olağanüstü özelliklere sahiptir.

a-Her şey son derece sanatlı yapılmaktadır. Hücreden insan yüzüne, çiçekten yıldızlara kadar her varlık, kendine özgü şe- kil renk vb.nitelikleriyle orijinal birer sanat şaheseridir.
SİMALAR, parmak izleri ve göz yapıları birbirinden farklıdır. Bu, Allah’ın sonsuz ilmini, iradesini ve kudretini gösterir. Yeni doğan bir bebeğe yeni bir yüz, göz, iz, çizmek için, hiçbirini unutma mak ve karıştırmamak gerekir. Bu, sonsuz bir ilim gerektirir.

b-Her şey son derece kıymetlidir. Bir elimizi veya gözü müzü servetlerle değişmeyiz. Oksijen, su vb. hayat kadar pahalıdır.

c-Her şey çok sayıda yapılmaktadır. İnsan, bitki, hay-van, yıldızlar… Allah’ın nimetleri saymakla bitmez…

d-Her şey çok kısa zamanda yapılmaktadır. Bir hafta-da bahar güzellikleri ve varlıklar çevremizi sarıverir.

e-Her şey çeşitli, zamanında, ihtiyaca uygun ve sürek li yapılmaktadır. Yavruların çeşit çeşit her ihtiyacı, binlerce yıldır anında gönderilmektedir. En zayıflara en iyi bakılmaktadır.

B-ALLAH’IN BİRLİĞİ (Ehad-Vahdaniyet)

1- Allah’tan başka ilahlar olsaydı, yerde ve gökte denge ve düzen bozulur, her şey altüst olurdu.
İki ilah olsaydı ikisinin istediği aynı anda gerçekleşmezdi. Birinin dediği olunca; sözü geçen üstün diğeri aciz duruma düşerdi. Tarih boyu tanrıları insanlar uydurmuştur. İnsanlar, kendi ihtiyaçlarına, menfaatlerine, duygu ve düşüncelerine göre, farklı gö revler verdikleri tanrılar üretmişlerdir. Yunan mitolojisindeki gibi…
Hz.İsa’nın Tanrı Oğlu olarak nitelendirilmesinin sebebi,babasız dünyaya gelmesi, bebekken konuşması ve mucizeleridir.

2- Bütün varlıklarda görülen ortak işleyiş, birlik ve benzerlik bir yaratıcıya bağlı olduklarını gösterir.
Evrende aynı doğma, büyüme, beslenme, üreme, ölme, çekme-itme, fotosentez gibi evrensel kurallar geçerlidir.
Bütün varlıkların benzer özellikleri taşıması, bir tek yaratıcının mühürleri olduklarını gösterir.

3- Var etme ve yönetmeyi bir ele vermede kolaylık vardır. Bir işe çok el karışsa karıştırır.
Asker örneği: Yüz askerin yönetilmesini bir askere ver-mek, on askerin yönetilmesini iki subaya vermekten daha kolaydır.
Güneş örneği: Yeryüzündeki cam parçalarında ve su damlalarında yansıyan parıltıları bir tek güneşe vermezsek, her bir cam parçasını ve su damlasını başlı başına birer güneş kabul etmek zorunda kalırız.
Bunun gibi, bütün varlıkları bir tek Allah’a vermezsek, her bir varlığı başlı başına birer ilah kabul etmek zorunda kalırız. Bir Ya ratıcıyı inkar eden, aslında binlerce yaratıcı kabul etmiş olmaktadır.

C-ALLAH’IN BİR ŞEYE MUHTAÇ OLMAMASI (Allâhüssamed-Kıyâm bi-nefsihî)

1- Sonradan olan her şey muhtaçtır, ilah olamaz. Allah son-radan olmadığı için muhtaç değildir. O bizzat, Zat’ı ile zaten vardır.
Başlangıcı ve sonu olan her varlık muhtaçtır. Bütün ihtiyaçları karşılayan gücün ise başı, sonu ve ihtiyacı olmamalıdır. Her insan, ölümlü ve muhtaç olduğuna göre, ölümü verenin ölümlü olmaması ve hiçbir şeye ihtiyaç duymaması gerekir. Allah böyledir.

2- Her varlık ve olay bir sebebe bağlıdır. Hiçbir varlık sebepsiz, kendi kendine var veya yok olamaz.
Meyva ve çiçekler toprağa, toprak ışık ve suya, yağmur buluta, bulut rüzgara, atmosfere, dünyaya, güneş sistemine, vb. bağlıdır. Doğma, büyüme, ölme vb. her şey için sebepler vardır. Allah’ın, doğada koyduğu bütün kanunlar, varlık ve olay-ların meydana gelmesi için birer sebeptir. Tenteneli sebeplerin arka sında gerçek iş gören, Allah’ın İlmi, İradesi ve Kudretidir.

3- Sebepler zincirleme olarak sonsuza kadar gidemez. Bir noktada durmak, ilk sebebe dayanmak zorundadır.
Sıfırlar zincirleme sonsuza gidemez, bir rakamda durur.
Arkası olmayan sandalyeler dört ayaklı sandalyede durur
Vagonlar birbirine bağlı ve muhtaçtır, zincirleme sonsuza kadar gidemezler, gücü kendinden olan ve çekilmeye muhtaç olma yan bir lokomotifte durmak zorundadırlar.
Anneler de birbirine bağlıdır ve ilk insanı topraktan yara-tan ilk ve tek sebep olan Allah’ta son bulurlar. “Allah’ı kim yarattı?” diye sorulursa, mantıksız zincirleme olayı başlar. İlah muhtaç olursa ilah olamaz. Demek ki doğa kanunları ve sebepler, Allah’ta son bulmakta, bütün varlıklar O’na dayanmaktadır.

Doğa kanunları ve sebepleri niçin var edilmiştir?

a-Allah’ın isimlerine farklı şekillerde ayna olması için,
b-Allah’ın izzet ve azametine perde olması için,
c-Haksız şikayetlere ilk hedef olması için,
d-Eşya ve hadiselerin çirkin yönlerine örtü olması için,
e-Dünyada imtihanda olduğumuz için,
f-Dünya gözümüz, Allah’ı görmeye uygun olmadığı için…
Doğa kanunları ve sebepler, cansız, hayalî, muhtaç ve sonlu varlıklardır. Hem büyük sonuçların yaratıcısı olamaz, hem de insanın ruh ihtiyaçlarına ve ebedî hayatlarına cevap veremezler.

D-ALLAH’IN BİR ŞEYE BENZEMEMESİ VE GÖRÜNMEMESİ
(Velem-yekün-lehû küfüven ehad-Muhâlefetün lil-Havâdîs)

1- Allah Bir olduğu için, mukayese yapılarak bir şeye benze tilemez. Sonradan olmadığı ve sonu da olmadığı için de muhtaç olan diğer varlıklara benzemez ve onlar gibi görünmez.
İnsanlar gibi doğmaz, doğurmaz, ölmez, yemez içmez,yo rulmaz, unutmaz, bedensel bir biçim ve şekil almaz ve görülmez.

2- Sanatkâr sanat cinsinden olamaz:
Bir masayı veya binayı yapan usta,o masa ve bina cinsinden değildir. Yani taş, tuğla, kum, demir, tahta vb. nesne değildir. Evren atomlardan, insan hücrelerden yapılmış sanattır. Bunların Sanatkârı olan Allah, yarattığı bu madde türünden değildir ki onlara benzesin ve onlar gibi bir biçim ve şekil alarak görünsün!..

3- Görmek için üç şey gerekir: Göz, ışık ve cisim
Gün ışığında var olan cisimleri görebiliriz. Gece ışık ulaş-madığı için var olan eşyayı göremeyiz.
Uzayda karanlık yoktur. Işık vardır. Işığın çarpıp yansıya-cağı bir cisim olmadığı için gözümüz onu görememektedir. Nitekim ay vardır ve ışık çarptığı için onu görebiliriz. Allah, bir ışık veya bir cisim değildir ki göze görebilelim!.. Üstelik gözümüz yoğun ışıkta bile görememekte hatta kör olabilmektedir. Hz.Musa Allah’ın, nuruyla dağa tecelli etmesiyle parçalanması karşısında bayılmıştı (7/143). Peygamberimiz, ahirette Allah’ı görebileceğimizi belirtmektedir.
Allah, akla gelen her şeyden başkadır!.. O’nu tam görüp anlayamamak., en güzel anlamaktır!..

İNSANLARIN FARKLI YARATILMASI-ALLAH’IN RAHMETİ VE ADALETİ
(İnsanların, zengin-fakir, güzel-çirkin, mutlu mutsuz vb. farklı yaratılması, acılar çektirilmesi…)

1-Kur’an, Allah’ın adalet ve rahmet sahibi olduğunu söyler. Allah zulmetmez, insanlar hem kendilerine hem başkalarına zulmeder. Allah’ın rahmeti hep ön plandadır.Tevbe kapısı hep açıktır. Allah,her şeyi güzel ve güzel amaçlar için yaratmış, insanlar ise kötülük kapısını açmıştır. Tarih bu-nun örnekleriyle doludur.

2-Evren ve insan, Allah’ın Rahmetini gösteren iki kitaptır. Bu iki kitap, Kur’an’ı doğrular. Güneş, hava, su, toprak, bedenimiz; tüm yiyecek ve içecek ihtiyaçlarımızın bir Rahmet servisiyle zamanında hazırlanması, bir Şefkatli elin acizlere en iyi bakması, yavrulara süt tulumbacıkları asması bu ev rensel rahmetin birer göstergedir.

3-Adalet,hak edene hakkını vermektir. Bazen bu, ihtiyaç sahiplerine ihtiyaçlarını vermek bazen de hak edene gereğince ceza,fazlasıyla ödül şeklinde tezahür eder ki bu noktada Rahmet söz konusu olur. Adalette alıp vermede denge aranır. Emeğe, yetki ve yeteneğe göre ücret verilir

4-Allah rahmetiyle karşılıksız ve peşin vermiştir. Doğada, vücudumuzda bize verilen nimetlerin hangisine bir karşılık, ücret ödedik? Allah’a karşı bizim hangi haklarımız vardı ve bunlar verilmedi de hak talebinde bulunuyor, şikayet ediyoruz? Allah, bize karşılıksız verdiği onca nimeti geri çekse elimizde koca bir hiç kalacaktır.

5-Allah’ın,Rahmetiyle geçmişte verdiklerini ödemek mümkün değildir.Cok borcumuz bulunan birinden yeni bir borç istemeye yüzümüz olmaz.
Bir lokmamız,ya da çocuğumuz için benim deriz.Oysa kaçta kaçına gerçekten sahibiz? Geçmiş nimet borcumuz öylesine kabarık ki, niye daha fazla şeyim yok diye şikayete yüzümüz yok! İnsan bir kainat zengini olarak doğmaktadır, her şeyi hazır olarak dünyaya aziz bir misafir gibi gelmektedir.

6-Allah’ın, Rahmetiyle gelecekte verecekleri nasıl ödenecektir? Kısacık bir ömürle sonsuz bir cennet hayatının kazanılması hangi adaletle a-çıklanabilir? Bu dünyada adaletsizlikten şikayetle daha fazlasını isteyenlere, adalet gereği,sana dünyadaki hayatına bedel, 80-90 yıllık cennet hayatı yeter dense, bu ilahi adalet olurdu ama Rahmet, daima insandan yanadır ve mahşerde sonsuz tecelli edecektir.

7-Hayatımızda nimetler, güzellikler, mutluluklar hep ön planda ve uzun sürelidir. Felaketler, hastalıklar, sıkıntılar, çoğunlukla geçici ve kısa sürelidir. Depremlerin, ağrıların,ekonomik sıkıntıların toplam süresi, hayatımızda az bir yeri kapsar .Etkisi derin olanların ise manevi getirisi fazladır.

8-Olumsuzlukların ortaya çıkmasında insan iradesinin payı büyüktür.Alkol, kurallara uymama trafik kazası yaptırır. Hijyene dikkat etmeyen, abur cubur yiyen hasta olabilir. Zevki yolunda yaşayan, öfkesinin mağlubu olan kimseler problem yaşayabilir. Çevreyi kirleten insan eli değil midir? Kötü olan, kötü yaratılması değil, kötüye kullanılmasıdır. Ateş, bıçak, üzüm, haşhaş vb. aslında güzeldirler, insanların ellerinde kötü amaçlarla kirlenirler ve kirletirler…Allah her şeyi yaratırken, olumlu sonuçlarını hesaba katarak yaratmıştır,insan olumsuz sonuçları seçerse sorumludur.

9-Dünya,sıkıntılarla sınandığımız bir imtihan yeridir.Kış görmeden bahara,karanlık olmadan ışığa,çilesiz başarıya ulaşılamaz; sancısız doğum sorunsuz evlilik, ağrısız hastalık olmaz. Sabır, Allah’ın bir ismidir dinin yarısıdır.
Sabır Dört konuda olur: Allah’ın emirlerine karşı sabır, yasaklarına karşı sabır, bela musibet ve felaketlere karşı sabır, başarı yolunda her işte ve hizmetlerde sabır…Dünya Ahiretin bir tarlasıdır; bu dört yönümüzle sonsuz cennetin tohumlarını ekmekteyiz.

10-Kötü görülen şeylerde, göremediğimiz farklı yönler, hatta güzellikler saklı olabilir. Çünkü her şeyin bize bakan yönü bir ise, Allah’a bakan yönleri yüzlercedir ve biz çoğu zaman sebeplerin görünen(zahiri) yönlerine bakıp hüküm vermekteyiz.

Şu noktalar da ayrıca göz önünde tutulmalıdır:
­Allah’ın isimleri farklı tecelli eder; Rezzak açlığı, Şafi hastalığı, Mümit ölümü gerekli kılar.
­Zıtlar bütünlük ve mükemmellik sağlar. Her şeye bir anlam yükler; gül dikenle, sağlık hastalıkla, nimetlerin tadı açlıkla, ücret emekle, başarı çileyle, mutluluk fedakarlıklarla anlamlıdır ve güzelleşir.
­Dünya hizmet yeri ahiret ücret yeridir ve sıkıntı çekmeyen Peygamber ve büyük zat yok gibidir. Güzel bir niyetle her sıkıntı, insanı olgunlaştırır, manevi derecesini yüceltir. İnsanın gaflet perdesini yırtar, günahların dökülmesine, sevap kazanmasına sebep olur. Özürlüler de ibret dersi verirler, fazlasını ahırette alırlar.
­
24 altın örneği: Yoksul birine 24 külçe altın verilse, sonra birini geri ver dünyanın hazinelerini al dense, kabul etmemesi akılsızlık olur. Allah karşılıksız 24 saat vermiş, bir saatini ibadetle geri verme karşılığı cenneti va’d etmektedir.Ve sonsuz cemalini! O Cemal için dünya çekilir doğrusu!..
­
Üç şerefeli minare örneği: Üç yoksul,her basamakta hediyeler verilerek, ayrı şerefelerde bırakılıyor. Yukardakine bakarak fazla verildi diye şi kayet etmek nankörlük olur. Alttakine bakmalı! Yukarıdakine bakılacaksa bu, bela ve musibetler noktasında olmalı. Halimize şükredip çalışmalıdır.

ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLME (Akıl, göz ve vicdan açılarından bakış)

1) MANTIK DELİLİ: İLK ORJİNAL MODELİ YAPAN İKİNCİSİNİ DAHA KOLAY YAPAR

Çürümüş kemikleri ilk önce yoktan kim var ettiyse, öldükten sonra tekrar diriltecek olan O’dur.

Ordu örneği: Ülkenin çeşitli kentlerinden, çok askeri toplayıp eğitmek zordur fakat 4 ay sonra, bir düdük sesi ile dağıtıp toplamak daha kolay dır. İnsanın organ ve hücreleri de askerlere benzer; bu orijinal halimizle, yaratıldığımıza göre, ölüm düdüğüyle dağıtılan beden askerleri hücrelerimiz de, ikinci kez kolayca var edilip diriltilebilir.

Elektrikçi örneği: Bir mühendis bir gökdelen tesisatını emekle, uzun zamanda hazırlar sonra ampullerini yakar. Fakat sonrabir ana şartelle tamamını bir anda söndürüp yakması, ilkinden daha kolay olur. İşte organlarımız ve vücud hücrelerimiz de birer ampul gibi, hayat enerjisi yüklüdür. Ölüm düğmesiyle hayat ışığımız söndükten sonra, tekrar ikinciye hayat verilmesi bundan daha kolay olacaktır.

2) GÖZLEM DELİLİ: ÇEVREMİZDE ÖLME VE DİRİLME ÖRNEKLERİNİ GÖRÜP DURMAKTAYIZ.

İnsan: Hücreler devamlı ölür, yenileri var olur. İnsan uykusunda her gece adeta ölür, sabah dirilir. Duygu ve düşüncelerimiz söner ve canlanır; Sevinç, üzüntü, mutluluk,öfke vb. ölür dirilir.

Dünya: Bir mezar ve beşik gibi, ölüleri de canlıları da taşır. Her bahar,yeryüzü yenilenir, canlanır.Kar kefeninin içinde bahar için diriliş hazırlıkla rı yapılır.Özellikle ağaçlar, kupkuru dallarıyla toprak altındaki kemiklere benzerler. Çürüyen çekirdeklerin yeniden çiçek açması gibi, ağaç dalları da can-lanır; ağaç dallarına benzeyen insan kemikleri neden dirilmesin? Çürümüş bir çiçek çekirdeği bile gübre içinde yeniden can bulurken, evren kadar değerli insan mezarda solucanlara yem yapılır mı?

Uzay: Bilim adamları, yıldız ölümlerinden, mezarlarından (karadelik) aynı zamanda yeni yıldız doğumlarından bahsederler. En basit varlıklar için kainat çapında böyle hummalı bir diriliş hazırlığı ve masrafı yapılmaktadır. İnsanın bu evrensel dirilişten uzak tutulması düşünülemez

3) VİCDAN DELİLİ: VİCDANLARDAKİ EBED-SONSUZLUK DUYGUSU, SONSUZ BİR ALEMİN GELECEĞİNİ GÖSTERİR:

Sonlu olan insanda, bu sonsuzluğu isteme duygusu nasıl oluşmuştur? Sonsuz bir hayat var ki ona özlem duyuyoruz. Milyarlarca insan, olmayan bir şeyi niye istesin!
Her duygumuzun ve duyumuzun bu dünyada bir karşılığı var, sadece sonsuzluk duygumuzu burada yaşayamıyoruz çünkü ölüm var!..Öyleyse bu duygumuzun gerçek karşılığının verileceği sonsuz bir alem olacaktır.
Allah, sonsuz bir alemi vermek istemeseydi, sonsuz alemi isteme duygusunu da vermezdi, var ki istiyoruz, istiyoruz demek ki var!
Dünyada insan her şeye karşı bir doyumsuzluk hisseder. Yemeye içmeye bile doyamıyoruz. Sadece sonsuzluk duygusunu burada tadamıyoruz. Demek ki sonsuzluk duygusunu sonsuza kadar tam yaşayacağımız, sonsuz bir alem açılacaktır.

4) DUYGU DELİLİ: BÜTÜN SEVGİ VE AŞKLAR DA ASLINDA SONSUZLUĞU VE SONSUZ BİR ALEMİ GÖSTERİR:

Hiçbir insan, anne babasını severken, 40-50 seneliğine seviyorum diye düşünmez. Evlatlarını şefkatle bağrına basan, onların mutluluğuyla mutlu olan hangi anne baba, anlaşmalı ve kısa vadeli geçici bir sevgi ve muhabbetle yavruları geçici olarak sevebilir…Özellikle insanın fıtratının bir neticesi olarak için yerleştirilen eş sevgisi, sevgili aşkı nasıl geçici bir heves olarak görülebilir. Dürüst bir kalbe ve gerçekçi bir sevgiye sahip olan bir aşık: “Seni ebediyen kalbimde yaşatacağım!” derken, sonsuz bir duyguyu ve sonsuz bir alemin varlığını dile getirmiş olmuyor mu?..
Bir insana son derece tatlı bir şerbet sunulsa fakat son yudumlarında bunun zehire dönüşeceği söylense, kim böyle bir meşrubattan zevk alabilir?..Sonu zehir olan bir şerbet aslında şerbet değil zehir hükmündedir. Bunun gibi Allah, sonunda yokluk zehiri yudumlatacağı sevgi şerbetini insanlara tattırmaz!…Burda böyle bir sonsuzluk sevgisi ve arzusu verdiğine göre, bu, bu sevgilerin asıl orada sonsuza kadar devam edebileceğini göstermektedir.
Sone eren ve sone ereceği düşünülen bir sevgi ve muhabbet lezzetine ve dünya hayatına lezzet ve gerçek hayat denemez…

5)ADALET DELİLİ: GERÇEK ADALET BEKLENTİSİ AHIRETİN VARLIĞINI GEREKTİRİR:

Bu dünyada, çoğunlukla çalanla çalışan, katille maktul, iyiyle kötü, zalimle mazlum; iyilik ve kötülüklerinin karşılığını tam olarak görmeden ö-lüp gidiyorlar. Her vicdan sahibi tam adaletin gerçekleşmesini arzular. Burada bu gerçekleşemediğine göre, zerre kadar iyilik ve kötülüğün karşılığının mutlaka verileceği mahkemenin kurulacağı sonsuz bir alem açılacaktır.

6) KUR’AN VE PEYGAMBERİMİZ, DİRİLİŞİN İKİ BÜYÜK KANITIDIR:

Hayatlarında yalan söylemeyen bütün Peygamberler ve kutsal kitaplar, aynı gerçeğe değinmiştir. Kur’an incelense, onun bir insan sözü olamayacağı anlaşılır. Peygamber de en doğru insandır. Ayrıca milyarlarca insan tarih boyunca, dirilmeye inanmışlar, hatta firavunlar bile, mezarlarına istifade
etmek için yiyecekler hazineler koydurmuşlardır. Bu kadar doğru peygamberin, inananların ve insanların hayali bir konuda ittifak etmeleri, bütün insanlarıaldatacak bir inanç birliğinde bulunmaları imkansızdır.

RUH, MELEK, CİN-ŞEYTAN VARLIĞI

1-Bütün dinlerde gayba-görünmeyene iman esastır. Allah görünseydi
aklın veriliş hikmeti kalmazdı, herkes inanmak zorunda kalırdı. Ruh, me lek ve cin varlık da görünmez fakat Kur’an ve diğer kutsal kitaplar var ol duğunu söyler. Kur’an insan sözü olamayacağına göre, görünmeyen bu varlıklara inanmak zorundayız. Kur’an’a Cin süresi vardır, Süleyman Peygamber cinleri çalıştırmıştır. Peygamberlimiz cinlere Kur’an okumuş, iman etmişlerdir.

2-Görmemek olmamaya delil olamaz. Görmediğimiz halde varlığını kabul ettiğimiz pek çok şey vardır. Sözgelimi kızıl ve mor ötesi ışınları, radyo-tv. görüntü dalgalarını, çekim güçlerini, aklımızı göremiyor belli fre kanstaki sesleri duyamıyoruz. Melek, cin gibi varlıklar, bizim elle tuttuğu muz maddi yapılarda olmadığı için görünmezler.

3-Görünen madde arlığın arkasına daima görünmeyen soyut enerji, güç, kanunlar bulunmaktadır. Elektriği göremeyiz fakat güç elde ederiz. Rüzgar görünmez ağaçları çatıları uçurur. Görünmeyen çekim gücü gök yüzündeki sayısız dev cisimleri yörüngesinde tutmaktadır. Çekirdek ve yumurtadaki büyüme kanunları görünmez fakat koca bir ağacın ve canlı nın plan ve proğramları onların içinde bulunmaktadır.

4-Dünyamız güneş sistemi içinde bir nokta gibi, güneş sistemi de Sa manyolu içinde bir nokta gibidir. Buna rağmen dünyamızda onca çeşitli hayat biçimleri mevcuttur. Bu küçücük kulübe dünyamızın böyle canlılar la doldurulup uzaydaki onca varlığın hayatsız bırakılması düşünülemez. Allah evrende, oraların hayat koşullarına göre yaşayabilecek, ruh melek cin gibi başka varlıklar da var etmiştir.

5-Melek nurdan cin dumansız alevden, bir tür ışından yaratılmıştır.
Cinlerin ilki İblistir. Allah’ın secde emrine uymadı, kovuldu ve şeytan is mi verildi. Şeytanın melek olduğu bilgisi yanlıştır.
Melek ve cinler ışık hızıyla, daha da hızlı hareket edebilir, maddi şekillere girebilirler. Allah’ın bildirdiği bilgileri bilebilirler. Cinler meleklerden bilgi çalmak için göklere hırsızlığa çıkarlar, melekler onları alevlerle kovarlar. Cin gelecekten bir bilgi bilirse bin tane ilave edip uydurur ve in sanları kandırır. Cinler de insanlar gibi çoğalırlar, inanç ve ibadetle sorumludurlar. İn sanlar onlara zarar vermediği ve bilinçsizce ilgilenmediği sürece insanla ra zarar veremezler. İman, ibadet, dualar onlara karşı kalkan oluşturur. Ayetelkürsi, ihlas, felak ve nas süreleri zararlarına karşı korur.

Melekler ve görevleri:

1-Cebrail: Allah’dan Peygamberlere vahiy getirir
2-Mikail: Tabiat olaylarının yönetilmesiyle görevlidir
3-İsrafil: Sur’a bir üfler kıyamet kopar, ikinciyi üfler diriliş başlar
4-Azrail: Allah’ın emriyle insanları sonsuz yolculuğa çıkarır
5-Kiramen-Katibin: Sağımızda iyilikleri, solumuzda kötülükleri yazar
6-Münker-Nekir: Kabirdeki sorgu melekleridir
7-Hafaza melekleri: İnsanları kaza ve belalara karşı korurlar
Uzayda canlı var mı: Melek ve cin varlık vardır fakat insan veya bir tür yaratık var mıdır Allah bilir, varsa gelecekte bilim belirleyebilir. Ne Kur’an ne de bilim bu konuda kesin bir şey söylemiyor. Bir ayette, “Yeri gökleri ve benzerlerini yaratan Allah”(65/12) ifadesine göre olabilir diye biliriz. Ama biz zamanımızdaki iman ve davranışlarımızdan sorumluyuz.

Ruh ve cin çağırma var mıdır:

Ruhlar ölünce asla geri gelmezler. İyi ler oyuncak olmaz ki gelsinler. Kötüler de hapiste gibidirler gelemezler.
Ancak Allah dilediği Nebi, şehid, veli kullarının ruhlarını hayır amaçlı yollayabilir. Ruh çağıranlar geldi diyorlarsa bu cin oyunu olabilir. Fincan oyunlarıyla cinler eğlenebilirler. Bu tehlikeli bir oyundur, rahatsız edebilir ler. Din ve bilime göre bu işlerle uğraşmak doğru değildir. Son derece yetenekli, dürüst ve uzman kişiler, Süleyman Peygamber gibi ilerde cin leri hayır işlerinde çalıştırabilirler fakat herkesin uğraşması yanlıştır. He le cinleri büyü işlerinde kullanmak kesinlikle haramdır büyük günahtır.

PEYGAMBERİMİZ

1-Kur’an, benzeri insanlar tarafından yazılamayan mucize kitaptır Hz.Muhammed’in Peygamber olduğunu bildirir.Birbirinin kanıtıdırlar.
2-Hz.Muhammed’in (S.A.V.) okuma yazması yoktu (29/48), kim seden bilgi eğitimi de almamıştı. O çöl şartlarında, asırlarca insanla rı etkileyen ve bilim adamlarına ışık tutan bir kitabı tek başına yaz ması imkansızdır.
3-Asırlardır Peygamberimizin ismi, her saniye tüm yeryüzünde, Allah’ın ismiyle beraber ezanlarda anılmakta, bütün insanlar tarafın dan hürmet görmektedir. Doğru olmayan bir insana bunlar yapılmaz
4-Tevrat ve İncil de Hz.Muhammed’in Peygamberliğine şahittir. Değiştirilmiş olmalarına rağmen bugün l00′den fazla işaret görülebi lir.Örnek: “Rab Sina”dan geldi (Hz.Musa’ya işaret), Sair’den doğdu (İsa’ya işaret), Paran dağlarında parladı (Hz.Muhammed’e işaret) (Tesniye,33/2)
“İsa: Rab size Faraklit (Ahmed demektir, Peygamberimizin adıdır) gön derecek, O her şeyi öğretecek ve dünyaya hükmedecektir” (Yu hanna: 14/15,26; 15/7-8).
5-Hz.Muhammed’in (S.A.V.) Peygamberlikten önceki hayatı O’ nun Peygamberliğine ve doğruluğuna delildir. O’na Muhammed’ül-Emin denmişti. Güvenilir doğru sözlü olduğunu ilan etmişlerdi. Bir insan 40 yıl boyunca yaşadığı karakter bir anda değişmez, doğru iken birden yalan söylemeye başlamaz. Hele Allah adına yalan söy leyerek, Peygamberim deyip yalandan Peygamber gibi görünmez
6-Peygamberlikten sonraki hayatı da dosdoğru olduğunu göste rir. Hiç bir insan, çıkarı olmadan,onca çileye katlanmaz,savaşlara katılmaz yalancıktan aç susuz kalmaz. Sahip olduğu her şeyi insan lara vermez.
Kendisine yapılan mal, servet, makam, kadın tekliflerini elinin tersi ile itmiş, insanlık için yaşamış, bir hırka içinde vefat etmişti.
Kötülük ve günahlar damarlarına işlemiş vahşi insanları ve toplu mu eğitmiş, güzel ahlakı serum verme rahatlığı içinde onlara öğret miş, her birini insanlığa örnek, müstesna medeni insanlar haline ge tirmişti.
7-Güzel ahlakı doğruluğunu göstermektedir. O her güzel ahlakı zirve noktada yaşamış ve insanlığa gerçek ahlak modeli olmuştur.
Sinek tavus kuşunu, karga bülbülü, çoban valiyi ne kadar temsil edip çevresini kandırabilir. Bir art niyeti veya yalanı olan insan er geç hata yapacak, açık verecek, yalanı ortaya çıkacaktır. O hep doğru kalmış, ahlak dışı hiçbir davranışı olmamıştı.
Bütün güzel ahlak çeşitleri ancak doğruluk toprağında yetişebilir. Yalan söyleyen insanda diğer güzel ahlak da olmaz. O’nda bütün güzel ahlak toplandığına göre demek ki baştan sona O, hep doğru bir insandı
8-Allah var, Peygamber de var. Çünkü Allah’ın maksatlarını in sanlara anlatacak, aklı aşan madde ötesi konularda insanlığı aydın latacak ve ahlaklı insanları ve toplumu oluşturup medeniyetler kura cak Peygambere insanlığın ihtiyacı vardır.Peygamberler dünya işle rinde de insanlara önderlik yaparlar ve Medeniyetlerin temellerini atarlar. Peygamberlere uymuş da mutlu olmamış hiçbir zaman dili mi ve insan topluluğu yoktur. Onları inkar edenler bedbaht olmuştur
9-Peygamberlerin ortak sıfatları: Din getirir, mucize gösterirler. Peygamberimiz Hadisleriyle Kur’an’ı açıklamış, yeni hükümler getirmiştir.
Sıdk: Onlar doğru insanlardır. Şaka da olsa asla yalan söylemez
Emanet: Güvenilir kişilerdir.
Tebliğ: Allah’tan gelen vahyi eksiksiz-fazlasız aynen iletirler
İsmet: Günah işlemezler. Beşer olarak küçük hata olursa Allah uyarır, insanlara örnek oldukları için anında düzeltir.
Fetanet: En akıllı ve zekidirler. Her sorunu kolay çözebilirler.

KURAN

1-Okuma yazması olmayan (ümmi) bir insanla gelmesi ve eşsiz uslubü ve ma na zenginliğiyle çevresindeki onca şairi ve bilgini susturması, Allah sözü olduğu nun açık kanıtıdır.
Kur’an gelince, bir ayetinin benzerini yazın diye meydan okumuştu. (2/23) Bü tün şairler susmuş aciz kalmışlardı. Dille mücadele edemeyince, kılıca sarılmış lardı. İnsanın benzerini yazmaktan aciz olması, Kur’anın Allah sözü bir mucize olduğunu gösterir.
2-Kur’an’ın geçmiş Peygamberlerin ve milletlerin hayatından bahsetmesi, o nun insan sözü olmadığını göstermektedir. Çünkü Peygamberimiz tarih eğitimi almamıştı, alsaydı da onca bilgi nasıl doğru olarak bilinebilirdi. Çünkü Nuh, İbra him, Musa, Yusuf, Süleyman, İsa gibi Peygamberlerin detaylı sözleri ve davra nışları anlatılmaktadır.
Herhalde Muhammed’in mağarada sakladığı zaman makinesi vardı, gizlice ona binip geçmişe yolculuk yapıyor, geliyor anlatıyordu!.!.!…
3-Kur’an’ın gelecek olaylardan bahsetmesi ve aynen çıkması da onun Allah sözü olduğunu gösterir. Mesela, Rum süresinin başında, Bizanslıların İranlıları 9 yıl içinde yeneceği yazmış, aynen çıkmıştır. Mekke’nin fethedileceği Dinin yayıla cağı müjdelenmiş ve gerçekleşmiştir.
4-Kur’an’ın bilimsel gerçeklerden bahsetmesi de onun insan sözü olmadığı nın açık bir göstergesidir.
Ayetler doğrudan bilimsel gerçekleri her asrın insanının anlayışına uygun düşe bilecek mucize bir ifadeyle dile getirmiştir. Mesela: “Gökyüzü nü sizin için koruyu cu tavan yaptık” (21/32) ayetiyle atmosfere işaret edilir. “Gökleri sizin göremedi ğiniz direklerle yarattı!” (31/10) ayeti çekim gücünü akla getirmektedir. Dünya nın yuvarlak olduğu ve döndüğü de değişik ayetlerde ifade edilmektedir: “Dağ lar bulut gibi geçer yürür! (37/88),”Gölgeyi uzaltıp kısaltan O’dur’ (25/45). Dünya yuvarlak olmasa ve dönmese gölge uzayıp kısalmayacaktır.
Bunların dışında evrenin-insanın yaratılışı, embriyonun anne rahmindeki aşa maları, parmak izleri, yağmurun ve sütün oluşumu, atomun yapısı, elektrik, uza ya çıkılacağı, ses-görüntü nakli, nükleer silahlar gibi farklı konulara işaret vardır.
Ayetler Mucizeler vasıtasıyla da bazı bilimsel mesajlar sunmaktadır. Mucize, Peygamberin doğruluğunu ispat veya yardım için verilen doğaüstü olaylardır. Ay nısı değil benzeri taklit edilebilen ve kıyamete kadar gelecek bilimlere son sınırı çizen sınır taşları gibidir. Musa Peygamberin Asa’sı ile denizin yol olması ve in sanların geçmesi, bugün denizaltındaki tüp geçitler olarak uygulanmaktadır. Tıp ta Hs.İsa ufuklar açmıştır.
Kur’an, insanın içini ve iki dünya mutluluğunu hedef alır, bilimsel gelişmeyi in san aklına bırakır, detaylı açıklama yapmaz, açıkça yazmaz. O zaman ciltler do lusu kitabı kimse okumak istemezdi. Ayrıca hangi çağın insanına göre açıklasa bir sonraki asrın insanı bunu modası geçmiş bulurdu. Kur’an kıyamete göre, üstü kapalı ve genel ifadelerle ifade eder.
5-Kur’an’ın evrensel doğru ve yanlışları anlatması, emirlerinin insanların yara rına, yasaklarının zararına olması, insanların ortak sorunlarına gerçek çözümleri üretmesi de Allah sözü olduğunu gösterir.
Örnek: “Yetkileri layık olanlara verin!” (4/58), “Düşmanlarınız veya yakınlarınız da olsa adalette, şahitlikte doğru davranın” (5/8; 70-33)
6-Kur’an’ın insanlara kendini doğrudan anlatması aslında başlı başına bir mu cize sayılır. Çünkü hem Müslümanlar Kur’an’ı tam temsil edip yaşayamıyorlar hem de anlatamıyorlar. Öte yandan sarıklı, sakallı bomba patlatan militan dinci imajı Kur’an’ın güzelliklerinin görülmesine engel oluyor. Buna rağmen, sadece Almanya’da bir milyon Alman Müslüman olmuşsa bu, Kur’an’ın kendisini sevdir mesi mucizesi olarak görülmelidir.
Kur’an’ın genel özellikleri: En son ve en mükemmel kitaptır, Evrenseldir, ilk orjinalini korumaktadır, değişmeden gelmiştir, kıyamete kadar Allah tarafından koruma garantisi altındadır, Tevrat ve İncilin eksiklerini tamamlamış yanlışlarını düzeltmiştir. Peygamberimiz zamanında yazılmış, binlercesi ezberlemiş, Hz.Ebu
Bekir zamanında kitap haline getirilip, Hz.Osman zamanında çoğaltılmıştır. 30 cüz, 114 süre, 1300-1600 kadar ayeti vardır. Çevirisine tercüme, kısa açıklama
sına meal, geniş açıklama ve yorumlamasına tefsir adı verilir.

KADER

1) Anlamı: Yaratıcının, sonsuz ilmiyle, yaratacağı her şeyi, önceden (özgür iradeyi hesaba katarak) belirleyip programlaması ve yazması demektir. KAZA: Yazılanların, zamanı gelince, (insan iradesi katkısı oranında) Yaratıcının iradesi ve yaratmasıyla gerçekleşmesi demektir
2) Kaderin varlığının delilleri:
Kur’an, evren ve insan, farklı dillerle, kaderin var olduğunu anlatır. Kur’an, her şeyde bir ölçü, plan ve yazarak önceden belirlemenin olduğunu söyler.
Doğada matematiksel denge ve belirlenmiş bir işleyiş görülür. Hücre, yumurta ve çekirdekler, gelişip olacakları varlıkların kader kitabı gibi-dir. İnsanın gen haritası, adeta kader kataloğuna benzer.
Vicdanda hissedilenler, özellikle gelecekte olacak olayların; ayet, hadis ve hissetmeyle ifade dilmesi ve bazen rüyada görülenlerin aynen gerçekleşmesi hep kaderin işaretleridir.
3) İnsan iradesinin varlığının delilleri:
İnsan tartışmasız, davranışlarında seçme özgürlüğüne sahiptir.Vicdan azabı çekmesi, sorumlu tutulup kanuni ceza uygulanması, farklı kişilik ve mesleklerin oluşması hep delildir. Mevlana, Mesnevisinde, kaysı yerken yakalanan ve bunu kadere havale eden adamı hikaye eder; bahçe sahibi kaysı dalıyla vurur, bunu da kader yaptırdı der!
4) İrademizden bağımsız kader:
Şu varlık alemi, insanın iradesi hesaba katılmadan bu şekliyle yaratılmıştır.Bununla beraber insana, geniş bir müdahale alanı da bırakılmıştır. Kıyametin kopması, ölümün öldürülmesi, güneşin doğması, ruhun yaşaması önlenemez ama gen haritasıyla oynanabilir şifasız hastalık kalmayabilir. Genellikle tabiat kanunlarını içeren bu kaderin içeriği ve geleceği, çoğunlukla insanlar tarafından önceden bilinebilir; güneş tutulması, hava durumu gibi. Doğa kanunları değiştirilemez kader alanına girer. Bu kader, doğrudan Yaratıcıya baktırır.
5) İrademizle biçimlenen kader:
Doğrudan insanı ilgilendiren bu kaderde gelecek bilinemez. Çünkü insan özgür İradesiyle onun şekillenmesi-ne, yazılanların biçimlenmesine öncülük yapacak ve bu yüzden sorumlu tutulacaktır.Önceden bilinemeyen bir şeyin değiştirilmesi ise söz konusu olamaz. Bu kader ise, doğrudan insa-na baktırır.
6) Her iki kaderde de Rahmet hakimdir:
İnsana sorulmadan yaratılan doğa; güneş, su,toprak, hava; insanlara hizmete koşan bitkiler ve hayvanlar, çiçekler, bin bir lezzet alan organla rımız, hep kaderin bize karşılıksız, peşin ve sayısız olarak sunduğu lutuflarıdır. Öte yandan, maddi pek çok hastalığa karşı Yaratıcı, her çeşit şifa yolla rı var ettiği gibi, manevi hastalıklar olan günahlara karşı da tövbe başta olmak üzere farklı ihsan kapıları açmıştır. Önemlisi de insanın, aciz, zayıf, fakir, muhtaç bilinen şu haliyle hiç de elde edemeyeceği sonsuz bir cennet hayatı hazırlanmıştır.
7) Kaderi yazmak sadece Allah’a özgüdür:
Her şeyi mükemmel yaratanın, mükemmel ve sonsuz ilmi, iradesi kudreti var demektir. Sayısız insan simasını, göz yapısını,parmak izini ka-rıtırmadan farklı modellerde var etmesi bunu gösterir. İnsan yaratıcı gibi, konik bir bakışla tüm zamanı bir nokta gibi göremez ki kaderinin nasıl yazıl mış olduğunu görsün! Kaderini göremeyen insanın onu yazması, hele kaderin yaratıp da eline verdiklerini, kendi başına elde edebilmesi ise hayal bile edilemez! Sahip olduklarımızda irademizin payı ne kadardır? Bir çocukta ya da bir lokmada payımız?
8) Kaderi kendine hizmet ettirmek küçücük insan iradesine özgüdür:
Nokta dünyada mikroskobik varlık olmasına rağmen, bir asansör düğme sine dokunur gibi, iradesi onu evren ötesine çıkartır. Basit iradesiyle
bir gemi dümenindeymiş gibi insan, kaderin hazırladığı gemiyle, kader deryasında, kaderin cennet sahillerine ulaşıverir. Bazen içten gelerek yapılan bir dua, hiç ummadığımız şekilde olayların akışını lehimize çeviriverir.
9) Kaderin varlık hikmeti: İnanın Yaratıcısından kopmaması, Yüceliğini tanıması, O’nunla huzur bulması; kendi acizliğini, zayıflığını, fakirliğini, muhtaç olduğunu ve is-yankarlığını hesaba katarak, basit varlığıyla; BEN!” diyerek her varlığa ve hayra sahip çıkıp azmasın diye kader vardır.
10) İnsan İradesinin varlık hikmeti:
Yaratıcısının, kendisine yüksek bir anlam ve değer verdiğini anlaması; kader kumandası karşısında eli kolu bağlanmış bir robot ya da kader rüzgarları önünde kuru bir yaprak gibi olmadığını kavraması, kötülüklerini kadere yükleyip sorumluluktan kaçmama-sı, Hak namına güvenle “BEN!” diyerek her başarıya koşması için irade vardır.
11) Kaderle insan iradesinin denge ve uyumu:
Kaderle insan iradesi, terazinin iki kefesi, saatin akrep ve yelkovanı, aynı noktaya uyumla bakıp gören iki göz, hedefe uyumla uçan kuşun ka natları gibi beraber denge içinde ele alınmalıdır.
Allah önceden, hakkımızda olacakları yazarken, irademizi hesaba katmadan yazmaz.Kader organizasyonunda merkez hep İnsan iradesidir.
Hem yazarken, hem de yaparken ikisi beraber işler. İnsan aleyhine tek taraflı bir yazma asla yoktur.
Allah, sonsuz ilmiyle, gelecekte, insanın iradesiyle neler yapacağını önceden bildiği için yazar; o yazdığı için biz mecburen yapıyor değiliz.
Böyle olsaydı, sorumlu olmamızın bir anlamı kalmaz, adaletsizlik olurdu. Biz yazılanı yapıyor değiliz; yapacaklarımız önceden yazılıyor.
Takvim gibi; sayfada yazılı olduğu için güneş tutulmuyor, güneşin tutulacağı önceden bilindiği için yazılıyor.
Bir tren gibi; varış saati yazıldığı için varmıyor, varış saati önceden bilindiği için yazılıyor.
Biz de Allah önceden yazdığı için yapmıyoruz, Allah irademizle ne yapacağımızı önceden bildiği için yazıyor.
12) Kadere bakış açısı:
İrademizin kesin ulaşamadığı her varlık ve olaya ve geçmişte yaşadıklarımız hadiselere kader açısından bakılmalıdır. (Geçmiş hastalık, gü-nahlar, deprem vb. olaylardan mutlaka ibret alınmalıdır).
13) İnsan iradesine bakış açısı:
İrademizin ulaşabildiği her olaya ve bütünüyle geleceğe; özellikle günahlara kötülüklere, problemlere ve başarı yolunda azim ve planla her çalışmaya irade açısından bakılmalıdır.
14) Tevekkül: Üzerimize düşen maddi manevi bütün görevleri hakkıyla yerine getirdikten ve gerekli tüm tedbirleri aldıktan sonra, Allah’a daya nıp güvenmek, dua etmek, işlerimizin sonucunu O’ndan beklemek demektir.
(Sonuçta kader konusu, inanç ve ibadette derinleştikçe, okuyup dinleyip öğrendikçe daha iyi anlaşılabilecek ve hissedilebilecek bir konudur)

İBADET

Konu 3: İslamda İbadet Anlayışı (1.Ünite)

İbadet: Allah’a kulluk yapmak, bütün emirlerine ve yasaklarına uymak demektir.İbadet, yaratılış amacıdır:
Ayet: Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım (51/56) İbadet, Allah’ın geçmişte karşılıksız, peşin ve sınırsızca verdiği değerli nimetlere karşı bir şükür demektir.
İbadet, Allah’ın rızasını ve gelecekte vereceği sonsuz nimetleri kazan mak için bir görev olarak gereklidir.
İbadet, insanın benlik, kimlik ve kişilik kazanması, ruhunun huzur bu lması, olumlu duygu düşünce ve davranışlara sahip olması, güzel ahlakı elde etmesi, iyiliklere yönelip kötülüklerden kaçınması için çok önemli dir.
İbadetin kapsamı: Allah’ın, Kur’an, Evren ve insan kitaplarındaki bü tün kurallara uymak ibadet sayılır.
Bütün bilim dalları ve kitapları Allah’ın sanatlarını anlatan birer dildir.
Allah namına Fen ve Sosyal kitaplarını okumak, Kur’an ayetlerini oku mak kadar sevaptır.
Özellikle insanlara yararlı hizmetlerde bulunmak doğrudan ibadettir.
Peygamberimizin belirttiği gibi, yerdeki bir taşı ve dikeni kaldırmak bile insana sevap kazandırır.
Namaz: İnsanın elini ayağını, gözünü, dilini kulağını, duygu ve düşün celerini kötülüklere karşı bağlar. Her gün 5 kez bunu tekrarlayıp alışkan lık yapar. İnsanı dış dünyadan soyutlar iç dünyasına yöneltir, dengeler.
Namazda perde aralama olur. Cennet ve cehennem adeta görülür. Bu etki ile insan kötülükten uzak kalır daima iyiliklere yönelir…
Oruç: İnsanın doymak bilmeyen nefis arzularını dizginlemeyi, terbiye edip kontrol altında tutmayı öğretir.
İbadetin inanca etkileri: İman bir ağaç gibidir, güzel ahlakı ve sonuç ta Allah rızasını meyva verir. İbadet bu ağacın ışığı, suyu ve havası gibi dir. İbadetlerle beslenmeyen iman ağacı zamanla zayıflar ve kuruyabilir.
İbadetler cam bir fanus gibidir ki, kalpteki iman ışığını söndürebilecek her türlü rüzgarlara karşı onu korur.
İnancın ibadete etkileri: İnanmak, tanıma sonucu kalpte oluşan sev gi, saygı, arzu ve yöneliştir. Allah’ı tanıyan ve O’nu seven bir insan, için de O’na karşı yönelme ve ibadet etme isteği de duyar. Allah’ın sevgisin den mahrum kalmamak ve O’nu hoşnut etmek için ibadet yapar, hoşa gi den duygu ve düşünceler besler, güzel tutum ve davranışlar sergiler. Ho şa gitmeyen olumsuz davranış ve kötülüklerden, insanlara zulüm ve hak sızlık yapmaktan uzak kalmaya çalışır. Kul hakkından korkar ve hak ve adaleti çiğnemez.
DUA da bir ibadettir. İnsan İnandığı Allah’a dua eder. Felaketler ve sı kıntılar karşısında O’na dua ederek yardımını ister. Ayrıca günah işleyin ce de tövbe ve istiğfarla inandığı Allah’a yönelir ve huzur bulur.
Çalışmak da ibadettir: Allah ibadet eden ve çalışan kulunu sever. Cu ma namazı için işi bırakmayı emreden Allah, o insanın, hemen camiden çıkıp işinin başına dönmesini de emretmektedir (62/9-10). Farz ibadetleri yerine getirdikten sonra, çalışmaların her biri, basit bir iş ve adet de olsa ibadet gibi sevap kazandırır.

AHLAK

Konu 4: İslamın Ahlaka Verdiği Önem (1.Ünite)

İslam dini, dünya-ahiret, beden-ruh, akıl-kalp bütünlüğünü ve denge sini sağlamıştır. Bu yüzden teorik ile pratiği birlikte ele alır. İman soyut bir olaydır. Ama ibadet ve ahlakî davranışlarla pratikleştirilir ve hayata yansıtılır. Din güzel ahlak demektir. İslam, barış, huzur ve esenlik anlamı na gelir. Dinin gayesi insanın güzel ve yararlı davranışlar sergilemesini sağlamak, kötü ve zararlı davranışlardan uzak tutmak, böylece güzel ah lak sahibi olmasını sağlamak, sonuçta da fert ve toplumu huzur barış ve mutluluğa ulaştırmaktır.
a-İslam ve Ahlak kavramları:

İslam: Allah’ın, Peygamber aracılığıyla, dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamak için gönderdiği dindir.
Ahlak:Yaratılış, tabiat, mizaç, huy, karakter, kişilik demektir.
Deyim olarak: İyi ve kötü duygu ve düşüncelerin, tutum ve davranışla rın, hak, görev ve sorumlulukların bilincinde olmak ve kendi akıl ve irade siyle olumlu davranmak demektir.
Güzel ahlakın en önemli kitabı Kur’an, örnek model insanı da Hz. Pey gamberimizdir.
İslam, güzel ve kötü ahlaka sevap-günah kavramıyla yaklaşır ve ahiret te karşılığının verileceğini söyler.
Ayet: Sen en yüce ahlak üzeresin! (68/4)
Ayet: Peygamberde sizler için güzel örnekler vardır.
Hadis: Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.
Hadis: En hayırlınız, ahlakı en güzel olanınızdır
Hz.Ayşe: Peygamberimizin ahlakı nasıldı diye soranlara: “O’nun ahla kı Kur’an’ın ta kendisiydi” der.

b-İyi huylu olmak:Dinimize göre insan doğuştan tertemiz İslam Fıt ratı-yaratılışı üzere doğar. Boş bir sayfa, şekillenmeye hazır hamur-ça mur ve her şey bitirmeye elverişli toprak gibidir.
Güzel ve çirkin bütün inanç, duygu, düşünce, tutum ve davranışlar, huy ve alışkanlıklar; Aile, Okul, arkadaş, çevre toplum,etkisi ve kişinin ira desi sonucu oluşur. İbadetler ve sevap kazanmak için hayırlı işlerde koş mak , insana iyi huylar kazandırır.
Hadis: Gerçek Müslüman elinden ve dilinden diğer insanların güvende olduğu kimsedir.
Hadis: Kendin için istediğini başkası için de istemedikçe gerçek imana ermiş sayılmazsın.
Hadis: Kim dünyada bir insanın sıkıntısını giderirse Allah da onun ahir etteki sıkıntılarını giderir.
Hadis:4 huy münafıklık belirtisidir:Yalan, emanete hiyanet, sözden dönmek, düşmanlıkla haktan ayrılmak

c-Ahlak-Vicdan ilişkisi: Vicdan: Kişiyi, ahlakî değerleri ve davranışları hakkında yargılayan iç güçtür.
Hadis: İyi olan şey, yaptığında seni mutlu edendir. Kötülük ise yaptığın da içinde huzursuzluk oluşturandır. Vicdan, insanın öz eleştiride bulun masını, kendini sorgulamasını-düzeltmesini sağlar.Vicdan azabı çeken
pişmanlık duyan ve özür dileyerek iyiliğe yönelen insan, güçlü vicdana sahip demektir.

Konu 5: İslamda Emir ve Yasaklar (1.Ünite) Dönem:1, Sınav:2, Sınıf:10

Emir ve Yasaklar niçin konmuştur:

1-Allah, insanı yaratan ve en iyi tanıyandır. İki dünyada onu mutlu ede cek kuralları da en iyi O bilir ve belirler
2-İnsan yeryüzünde başıboş bırakılmamıştır. Beş yönüyle koruma altı na alınmıştır: Canı, Dini, Nefsi, Nesli, Malı.
3-İnsan, nefsinin etkisinde kalarak zararlı şeyleri isteyebilir, iyi ile kötü yü, faydalı ile zararlıyı bilemez.Peygamber
ve Kur’an ile insanlara doğru-yanlış, güzel-çirkin ve yararlı-zararlı olan şeyler gösterilmiştir.
4-Farzları yapmak haramlardan kaçmak, insanı güzel ahlaklı yapar ve iki dünyada huzurlu ve mutlu eder.

Helal: Kur’an’da ve Peygamberimizin sözleri olan Hadislerde kesin ya saklanmayan ve yapılmasında sakınca olmayan, iyi niyetle sevaba dönü şebilen davranışlardır.
Haram: Kur’an’da ve Peygamberimizin sözlerinde kesin olarak yasakla nan ve yapılmasında zarar olan davranışlardır. Cinayet, hırsızlık, domuz eti, içki, kumar, fal okları, zina, israf, gıybet, yalan, tefecilik gibi…
Farz: Kur’an’da ve Peygamberimizin Hadislerinde yapılması kesin ola rak istenen davranışlardır. Namaz, Oruç, Hac, Zekat, Anne babaya iyilik,
Zorunlu olan ilmi öğrenmek, Din -Vatan için savaşmak gibi…
Allah ve Peygamberden başka kimse helal ve haram hükmü getire mez. Ancak icma ve kıyas yoluyla uzman Din Bilginleri, yeni gelişen olay larla ilgili ortak hüküm verebilirler. Organ nakli gibi…
Helal dairesi çok geniştir. Meşrû-helal zevkler keyfimize kafîdir, ha ramlara girmeye ihtiyaç yoktur.
Helale götüren yollar helal ve sevap olduğu gibi, harama götüren yollar da haram ve günah olarak kabul edilir.
Hasta eden mikrop, orman yakan kibrit gibi, zina fiiline götüren küçük görülen davranışlar da zararlıdır.Bu sebeple ayet “Zinaya yaklaşmayın” der (17/32). Peygamberimiz de “Çoğu sarhoş edenin azı-damlası da haramdır” der

Büyük günahlar:
Allah’a şirk-ortak koşmak, anne babaya isyan et mek, cinayet, hırsızlık, zina iftirası, büyü yapmak-yaptırmak, yalancı şa hitlik, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, tefecilik, ölçü ve tartıda hile yapmak.
Günahlar kalpte leke bırakır. İsrarla işlenirse kalbi kaplayıp karartabilir. Bu yüzden günahtan hemen tövbe etmeli bir daha yapmamalıdır. Ancak günahlar ne kadar çok olursa olsun, Allah tövbe ile hepsini affeder. Ne var ki zevkle tekrar ve israrla işlenen günahlar alışkanlık yapar ve kalbi duyarsızlaştırır, tövbeden de vazgeçirebilir.

Konu 6: Aile Düzeni (1.Ünite) Ana-Baba Hakkı

Aile, insanın anne karnındaki Rahmânî yuvadan, geçici dünyaya geçmesiyle oluşan bir hayat eğitimi yuvasıdır
Aile, toplumun temel taşı, insan ve toplum mimarlığının ilk ve en önemli basamağıdır. İnsanı topluma hazırlar.
Aile, insanın su, ışık ve hava kadar ihtiyacı olan sevgiyle beslendiği en önemli hayat kaynağıdır. Sevme, sevilme saygı, hoşgörü, affetme, fedakarlık, dayanışma, paylaşma, yardımlaşma, çalışma, temiz ve sağlıklı olma, di-siplin, düzen gibi duygu, düşünce ve davranışlar ailede öğrenilir. İnanç ve ibadetle ilgili bilgiler, örf-adet ve gele nekler ilk kez ailede bellenir.
Aile, kişilik kazandırır. Anne babanın tutum ve davranışları çocuklar tarafından kopyalanır. Ebeveyn, çocukları-
nı tanıma, onlarla iletişim kurma ve sorunları beraberce çözme konularında bilinçli davranmalı, okumalıdırlar.

Anne-Baba Hakkı:

Ayet: “Rabbin şöyle buyurdu: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Anne babaya iyi davranın. Onlardan biri veya ikisi yaşlanırsa onlara “Öf!” bile deme! Azarlama! Onların gönlünü alıcı hoş söz söyle! Şefkat kanatlarını ser ve şöyle de: Rabbim! Onlar küçüklüğümde şefkatle beni büyüttükleri gibi sen de onlara merhamet et!” (17/23-24) Bu ayet te şu çok önemli 4 mesaj verilmektedir:
1-Anne babaya iyi davranmak Allah’a ibadet etmek gibi sevaptır. Aksi durumda O’na isyan etmek gibidir.
2-Anne baba yaşlılıkta daha hassas, alıngan ve muhtaç durumda olduklarından daha titiz davranmak gerekir.
3-Onların kalbini kıracak, “Öf!” deme gibi en küçük söz bile hoş görülmez. Daha ağırı hiç yapılmaz demektir.
4-Çocukken bizim için yaptıklarına dikkat çekiliyor. Bununla onlar peşin hak sahibi oluyorlar. Onların bize yaptık-
larının aynısını onlar gibi yapamayacağımıza göre, onlara iyi davranmak ve dua etmek bir görev olmaktadır.
Ana-baba inkara ve günaha zorlarsa dinlenmez. Allah hakkı önce gelir. Ama yine iyi davranılır,kalpleri kırılmaz
Hadisler:
(1) “Cennet annelerin ayakları altındadır”.
(2) “Biri Peygamberimize: “En çok kime iyilik yapayım?” di- ye sordu. Peygamberimiz: “Annene!” dedi. “Sonra
kime?” diye sorunca: “Yine annene!” dedi. Üçüncüde de “An- nene!” dedikten sonra dördüncüde “Babana!” diye cevap verdi”.
(3) Birisi annesini sırtına alıp Medine’den Mekke ye kadar taşıdı ve Hac yaptırdı. Dönüşte Peygamberimize gelip: “Annemin hakkını ödedim mi?” diye sordu. Peygamberimiz: “Annen seni karnında taşırken çektiği sıkıntıdan dola yı bir “Of!” demesinin bile hakkını ödemiş olamazsın!” buyurdu.
(4) Üç arkadaş yolculukta mağarada mahsur kalır ve hayatlarındaki en hayırlı işi anarak Dua ederler, kaya açılır ve kurtulurlar. Biri, yanından ayrılan işçisinin parasıyla, Allah rızası için koyun almış koca sürü yapmış gelip iste yince de sürüyü vermiştir. Öbürü, yardım isteyen akrabasından yoksul genç bir kıza dokunacakken Allah korku sundan vazgeçmiştir. Öbürü de sabaha dek süt elinde ana-babasının uyanmasını beklemiştir

Konu: 6- AİLE DÜZENİ AKRABA-ARKADAŞ-KOMŞU HAKKI Dönem: 2 , Sınav: 1, Sınıf:10

Ayet: Allah”a kulluk edin, O’na ortak koşmayın, ana-babaya, akrabaya, yetimlere, fakirlere, yakın komşulara, uzak komşulara, yol arkadaşlarına, gariplere ve yolculara, işçi ve hizmetlilerinize güzel muamele edin (4/36)

AKRABA:

Hadis-1: Allah’a ve ahirete iman eden misafirine ikram etsin komşusunu görüp gözetsin.
Hadis-2: Akrabanla ilgini sürdürmen, kazancını bereketlendirir, ömrünün uzamasını sağlar.
Hadis-3: Akraba ile bağlarını koparan kimse, herkesin affedildiği mübarek gecelerde aftan mahrum kalır,
cennetten de uzak olur.

ARKADAŞ:

Peygamberimizin arkadaşlarına Sahabe-i Kiram denir. Peygamberimiz: Ashabım gökteki yıldızlar gibidir.
Onlardan hangisine tutunur uyarsanız hidayete, doğru olana yönelmiş olursunuz buyurur.
Hadis-1: Kişi arkadaşının dini-yolu üzerindedir. Arkadaşınızı iyice araştırın.
Hadis-2: Her mümin diğer mümin arkadaşının aynasıdır. Onda bir kusur görürse düzeltsin.
Hadis-3: İyi insanla arkadaşlık yapan kişi, güzel koku satanın yanındaki kimse gibidir; Ya ondan koku sa
tın alır ya da üzerine koku sürülür. En azından güzel kokudan istifade eder. Kötü insanla arkadaşlık yapan
kişi ise, kömür yakan demircinin yanındaki kimse gibidir; ya elbisesi yanar ya kir ve is elbisesine bulaşır.
En azından kötü kokudan rahatsız olur.
Güzel sözler: Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. Üzüm üzüme baka baka kararır.
Körle yatan şaşı kalkar. Sarı ineğin yanında kalan ya huyundan ya tüyünden kapar.

KOMŞU:

Hadis-1: Komşusu aç iken tok yatan bizden (Tam hakiki Müslüman) sayılmaz.
Hadis-2: Cebrail komşuya iyilik yapmayı ve iyi geçinmeyi o kadar tavsiye etti ki, komşumun bana mirasçı olacağını zannettim.
Hadis-3: Birisi Peygamberimize, komşusuna karşı görevlerinin ne olduğunu sorunca, şöyle dedi:
Hastalığında ziyaret etmek,
Ölünce cenazesine katılmak,
Ödünç bir şey isteyince vermek,
Sıkıntıya düşünce yardım etmek,
Sevinçli günlerini paylaşmak,
Başına bir felaket gelince yardım etmek,
Evini onu rahatsız edecek şekilde (Gürültü yapmak gibi) kullanmamak,
Pişirdiğin yemekten ona da götürmek.

İkinci Ünite: MİLLİ BİRLİK VE BERABERLİK

Ayet: Allah’a,Peygambere ve sizden olan size hizmet veren yöneticile re itaat edin (4/59)
Vatan, devlet bölünmezliği ve bütünlüğü neden çok önemlidir: Hadis: Vatan sevgisi imandandır
1-Milletin varlığı, kimliği ve onurlu bir yaşam sürmesi, bağımsız bir va tana sahip olmasına bağlıdır.
2-İstiklalimizin sembolü olan bayrağımızın dalgalanır ve özgürce ya şayabiliriz.
3-Dinimizi, dilimizi, kültürümüzü, örf ve adetlerimizi koruyabilir ve ya şayabiliriz.
4-Ecdadımız kan dökerek canlarını vererek bu vatanı ve devleti bize emanet etmiştir.
5-Tarihimizi burada yaptık ve yaşadık; maddi-manevi kimliğimiz olan mabedlerimiz, sanat mirasımız burada.
6-Doğduğumuz evimiz, akrabalarımız, hatıralarımız ve yediğimiz ek meğimiz bu topraklardadır.
7-Devlet, milletin; başta hakların yerine gelmesi ve adaletin sağlan ması olmak üzere, sağlık eğitim, ulaşım gibi bütün ihtiyaçlarını karşılar. Millet de devletine saygı ve güven duyar ve kanunlarla belirlenen görev lere uyar.
Vatanımız ve milletimiz için ne yapılmalıdır: (Hadis: Başınızdaki si yahî bir zenci de olsa itaat ediniz)
1-Millî ve manevî değerlerimize sahip çıkıp korumalıyız.Tarihimiz milleti mizin öz kimliği, geleceğin köprüsüdür
2-Devlet ve toplum düzenini bozacak, millî birlik ve beraberliğimizi ze deleyecek davranışlardan kaçınmalı, bütün görev ve sorumluluklarımı zı yerine getirmeliyiz (Askerlik, vergi vermek, kanunlara uymak, haklara saygı…)
3-Hem dürüst hem de çalışkan ve üretken olmalıyız. Belli alanlarda uz manlaşmalı milletimize hizmet etmeliyiz.
4-Vatanımız, devletimiz ve dinimiz için gerektiğinde seve seve her şeyi mizi feda edebilmeliyiz.

ŞEHİD çeşitleri:

Allah’a inanan bir insanın, kutsal değerler uğruna sa vaşta kan dökerek ölmesi..
İki kısım: Manevî şehid: Ahiret veya sevap şehidi de denebilir. Sıra dı şı zamansız farklı ölenler: Görev başında felaketlerde, kazalarda, ameli yatta, doğumda hatta düşerek ölenler gibi. Maddi: Şehid: Savaşta ölen

ŞEHİD özellikleri:
1-Ölü değil diridirler, cennet nimetlerinden yararlanırlar, 2-Bedenleri çü rümez, 3-Elbiseleri çıkarılmadan ve yıkanmadan gömülürler, 4-Yarala rı ve kanları mahşerde şahitlik yapar, madalya gibi parlar, tanınırlar, 5-Peygamberler bile onlara yol açacak, şehitler geliyor diyecek, 6-Anne baba başta olmak üzere yakınlarına şefaat (af talebi) hakkı verilecek, 7-Kul hakkı hariç bütün günahları kanlarıyla yıkanıp temizlenir, 8-Şe hid olma zevkini defalarca tatmak için tekrar dünyaya dönmek isterler, ama izin verilmez, 9-Allah’ın izniyle geçici olarak bedenleriyle dünyada görünebilir, yardımcı olabilirler (Televizyonlarda sır kapısı gibi proğram larda örnekleri var)
Ayet: Allah yolunda canlarını verenlere ölüler demeyin, onlar diridirler fakat siz anlayamazsınız (2/154)
Hadis: Allah yolunda bir gün nöbet tutmak, bir senelik nafile ibadetten üstündür.
Hadis:İki göz cehennemi görmez. Birisi Allah saygısından ağlayan (içini fetheden) göz. Diğeri nöbet tutan,görev yapan (Dış tehlikelere kar şı ülkesini koruyan) askerin gözü.
Hadis: Allah’ın yardımı, birlik beraberlik içinde (Devlet-Millet-Toplum olarak) hareket eden Müslümanlaradır.

Konu: Örf Adet (3.Ünite)

Hadis: Müslümanların güzel ve yararlı gördüğü şey Allah katında da güzeldir. Cahiliye dönemi ve Peygamberimizin kaldırdığı kötü adetler: Kölelik, kan davası, kabilecilik,
Örnekler: Bilali Habeşi, hor görülen bir köle iken Kainatın Efendisi o lan Peygamberimizin yanına gelince Efendi oluvermiş, baş müezzinliğe yükselmişti.
Ensar (Medineli yardım edenler) Muhacirlere (Mekke’den hicret eden Müslümanlarla kardeş olmuş, varlıklarının yarısını hediye etmek istedi
Ebu Hüreyre doysun diye ev sahibi bir tas çorbaya kaşığını boş getirip götürmüştü…Ayrıca örfler, Vakıflar ile tarih boyu yaşatılmışlardır.
Örf adet kavramları: Toplumca kabul edilmiş, yazılı bir yasası ve cezası olmayan, yerleşmiş, gelenek haline gelmiş yaşanagelen sosyal değerler, toplumsal kurallar, anlayış ve davranışlardır. Bir milletin kim liğini, benliğini, kültürünü, ahlakını, özelliğini ve farkını ifade ederler
Örf iyilik demektir, Din ve ahlak kurallarına ve toplum yararına uygun olarak yaygınlaşmıştır. Büyüğe saygı, misafire ikram, bayramlar, kandil geceleri, mevlitler, askere uğurlama, sünnet ve evlenme törenleri, bay ram ve kabir ziyaretleri, lokma ve aşure dağıtma gibi…Yörelere göre farklı uygulamalar görülebilir.Bazılarında kutsallık, yücelik ve sevap var dır. Peygamberimizin sakal-ı şerifini, hırkasını ziyaret etmek Kur’an ha fızlarıyla ilgili törenler yapmak, dinlemek, İftar çadırlarını, hayır kurum ve vakıflarını yaşatmak gibi.
Adet ise, olumsuz, çirkin, zararlı, batıl ve hurafe olanları da vardır. Örfler gibi kapsamlı ve sürekli değillerdir, değişebilirler. Kan davası, başlık parası, türbeye kurban kesmek, mum yakmak, adakta bulun mak, ağaca çaput bağlamak, kurşun döktürmek, nal asmak, nazarlık takmak, bazı şeyleri uğursuzluk saymak gibi.
Örf ve adetlere bağlılık: Örfler ve iyi adetler Dine ve genel kabul edi len ahlaki kurallarına dayanır. Toplumca benimsendiği için toplumdaki ilişkilerin sağlamlığını, bağlılığı ve birlik beraberliği gösterir. Bunlara uyul madığın da toplum tarafından kınanır, ayıplanır. Büyüklere yer verilme mesi, muhtaca yardım edilmemesi gibi…
Örf ve adetlerin ahlak ile ilişkisi: Toplum ahlakını, anlayış ve davra nış biçimlerini belirledikleri için toplumun huzur ve mutluluğuna katkı ile sosyal kontrol ve düzen sağlarlar. Din ve Ahlakın amacı da budur. Me sela, hırsızlık, yalan, dedikodu, iftira, insanları rahatsız etmek, kavgacı olmak hem toplum örf ve adeti olarak hem de ahlak açısından hoş kar şılanmaz. Örf ve adetler vicdanlarda oluşan ahlak düşüncesinin yaşa masın da, yaygınlaşmasında ve devam etmesinde önemli rol oynar. Ne siller arası ahlak köprüsü gibidir. Diğer ülkelerdeki vatandaşları, akraba ları, komşuları, aileyi, toplumu ve milleti huzur ve düzen içinde bir ara da tutan ve yaşatıp ileriye götüren bir tutkal ve çekim gücü gibidir
Örf ve adetlerin millet hayatındaki yeri: Bunlar bir milletin uzun a sırlar boyunca oluşturdukları kökleşmiş millî değerlerdir. Bu yönüyle geçmişi geleceğe taşıyan bir köprü gibidir. Bu ortak değerler bir toplum ve millet olmanın tarihimizle bağlantı kurmanın göstergesidir. Gelenek leri yıkılmış, örf ve adetleri kaybolmuş toplumlar, kimlik bunalımı yaşar lar. Başka kültürlerin ve yabancı geleneklerin etkisin de kalırlar.
Konu: KÖTÜLÜKLERDEN KAÇINMA VE ÖNLEME
Hadis: Gerçek Müslüman elinden ve dilinden insanlara hiçbir zarar gelmeyen kimsedir.

CANA KIYMA:

Ayet: Kim haksız yere bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibidir Her kim de bir canı kurtarır, hayat verirse bütün insanlığı kurtarmış hayat vermiş gibidir (5/32).
Ayet:: Bir kötülüğün cezası ancak ona denk bir kötülüktür. Ancak kim bağışlar, barışı sağlarsa, onun mükafatı Allah’a aittir, Allah zalimleri bağışlamaz (42/40)
Ayet: İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel şekilde uzaklaştır. Bir de bakarsın ki, aranızda düş manlık bulunan kişi sıcak bir dost oluvermiş (41/34).
Hadis: Birbirinize düşmanlık etmeyin, birbirinizi haset etmeyin, yüz çevirip birbirinizden ayrılmayın, Ey Allah’ın kulları kardeş olun. Müslümanın Müslümana üç günden fazla küs durması helal değildir.
Veda Hutbesi: Canlarınız, mallarınız ırzlarınız mukaddestir, saldırıdan korunmuş, kan davalarını kaldırılmıştır
Hayat, Allah’ın sıfatıdır ve başlı başına Allah’ın en çok değer verdiği şeydir. Hayat O’nu gösterir. İnsanın canlılığı Allah’ın güzel sıfat ve isimlerini ayna gibi yansıtır. Bir cana kıyma, Allah’ın en çok değer ve önem verdiği bir olaya son vermek, Allah’a hakaret etmek, O’nun verdiğini beğenmemek, sonlandırmak demektir.
Hayat verme gibi ölüm verme de Allah’a aittir. Allah ile insan arasındaki bu özel ve gizli bağlar koparılamaz.
Her can, tek başına bütün kainatla ilgilidir. Cinayet kainat çapındaki bu canlılık bağlarını koparma demektir.
Her can, bütün insanlarla aynı özellikleri taşır, her bir insan binlerce insan gibi, tek başına orijinal bir varlık olarak, bütün insanlar kadar, evren kadar anlam ve değer sahibidir. Cinayet bu sebeple kainat ve insanlık çapında büyük bir suç sayılır. Savaş gibi haklı gerekçe yokken insan öldürmek, katil Firavunluk mesleği sayılır

İNTİHAR

İntihar cinayet sayılır. Hayatımız Allah’ın emanetidir, onu korumakla yükümlüyüz. Peygamberimiz intihar eden birinin namazını kılmamıştır. Ancak kılanları da engellememiştir. Bu, intihar etmenin, Müslümanlık tan çıkma anlamına gelecek kadar ciddi ve kötü bir olay olduğunu göstermektedir. İntihar hiçbir şeyin çözümü olamaz. Aksine başta anne baba, eş ve çocuklar olmak üzere başka insanların acılarını arttırır. Allah yapana sorar bunu. İnsanın başkasının canına kıyması kesinlikle haram olduğu gibi kendi canına kıyması da vücuduna jilet bıçak atmak-çizmek suretiyle zarar vermesi de kesin haramdır. Allah’ın emanetine hıyanetlik olur bu.
Ayrıca biz dünyada bir imtihandayız. Hem sabırla, hem de her sıkıntıyla mücadele etmekle yükümlüyüz
Derdi olan insan mutlaka yakınlarıyla bunu paylaşmalı, ilgililerden yardım istemeli. Hayat bir kez veriliyor!

Konu: DOGRULUK -YALAN SÖYLEMEK (4.Ünite) Dönem:2, Sınav:2, Sınıf:10

Ayet: Allah’dan korkun ve doğru söz söyleyin (4/9). Ayet: Ey Nebi emrolunduğun gibi dosdoğru ol!(11/112)
Ayet: Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz, bu Allah katında büyük bir günahtır (61/2)
Ayet: Ey iman edenler, kendinizin, anne-babanızın, akrabalarınızın aleyhinde de olsa, Allah için şahit ola-
doğruluk ve adaleti gözetin, kendi heveslerinize uymayın! (4/135)
Hadis: Doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Doğru söyleyen Allah katında doğrulardan diye yazılır.
Yalan Kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. Yalan söyleyen Allah katında yalancılardan dile yazılır.
Hadis: Münafığın (Kalpten inkarcı) alameti üçtür: Yalan konuşur, emanete hıyanet eder, sözünden döner.
Yalanın anlamı: Allah’ın yapmadığı, yaratmadığı bir olayı, O yapmış gibi göstermek, ona iftira atmak.
Yalanın çeşitleri: Sözle, davranışla, duygu ve düşüncelerle, beden diliyle, kandırma, şaka, aşırı övgü
En büyük-günah 4 yalan: Yalancı şahitlik, yalan yere yemin, iftira, ölçü ve tartıda hile yapmak
Zararı: Allah’ın sevgisinden rızasından mahrum kalır. Kendine güveni ve saygısı olmaz. Başkalarının gü-
ven ve dostluğunu kaybeder. Hakların ve adaletin çiğnenmesine yol açar, aileleri insanları birbirine düşürür.
Yalan söylenebilecek yerler: Ölüm tehdidi, düşmanı yenmek-yanıltmak, hastaya ümit, ara bulmak. Bu
yerlerde bile mecbur olmadıkça yalan söylenmez ve doğrudan yalan yerine dolaylı-esnek ifade kullanılır.
Yalan yalandır, pembesi, beyazı, şakası olmaz. Başkaları doğru algılar ve güven kaybına yol açar.

ÇALIŞMAK:

Ayet: İnsana çalıştığından başkası yoktur. Çalışması görülecek karşılığı verilecektir(53/39).
Ayet: İş yapın çalışın, Allah, Rasulü, inananlar ve insanlar yaptığınıza bakacak-beğenecektir (9-105).
Hadis: Allah, kulunun işini güzel yapmasından hoşnut olur. Hadis:İki günü birbirine eşit olan zarardadır
Hadis: Hiç kimse çalışarak elde ettiği kendi emeğinden daha hayırlısını yiyemez.
Hadis: Peygamberimiz, yürürken üç-beş kişinin yanından geçti selam vermedi, dönüşte verince sebebini sordular. Dedi ki: Giderken boş boş oturuyorlardı, dönüşte .bir şeylerle meşgul olduklarını gördüm, ondan!
Hadis: Ölünce çalışmaların getireceği sevap kapısı kapanır. Ancak üç yolla ruha sevaplar gider: Arkada hayırlı evlat bırakmak, yararlı ilim bırakmak ve kalıcı (Okul, cami, yol, köprü, vakıflar gibi) eserler bırakmak.
Çalışmak ibadet: İman ve ibadetten sonra insanın yapacağı sıradan ve basit çalışmalar adetler bile ibadet
sevabı kazandırabilir. Çalışmak insanın hayatına anlam ve canlılık kazandırır, başkalarına yardımla sevap…

Konu: HIRSIZLIK

Ayet: Ey iman edenler! Birbirinizin malını aranızda haksız yollarla yemeyin! ( 2/ 188). Başta hırsızlık olmak üzere, kumar, şans oyunları, rüşvet, tefecilik, haraç ve diğer her çeşit haksız kazanç yolları bu tanıma girer.
Ayet: İnsan için ancak çalışarak kazandığı vardır-helaldir (53/39) (Miras ve hediye çalışmadan helaldir)
Hadis: Haksız yolla elde edilen mal-kazanç, mahşer günü alanın boynunda ateşten zincir olarak getirilir.
Hadis: Allah rüşvet verene de alana da lanet etmiştir. (Peygamberimiz, memurun hediye almasını istemedi)
Haram kazancın zararları: Evladına eşine çevresine haram para yedirmiş, ruh dünyalarıyla ve karakterleri ile oynamış, onları da alıştırmış olabilir. Haram kazanç, insanı tembelliğe, lüks ve israfa alıştırdığı için, elde etme uğruna suçlar da işletebilir, namusla ilgili yanlışlara da düşürebilir. Özellikle rüşvet, hak ve adaletin sarsıl masına, silah, uyuşturucu, kumar, fuhuş vb. zararların yayılmasına veToplum düzenini bozulmasına yol açar.

Konu: İÇKİ VE KUMAR:

Ayet: Ey iman edenler! Şarap, kumar, putlara adaklar, fal okları şeytana ait murdar pis işlerdir. Bunlardan uzak durun ki kurtulasınız (5/90). >Hadis: Haramda şifa yoktur.
Hadis: Sarhoşluk veren her içecek haramdır. >Hadis: Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır.
İçkinin zararları: Sağlığı bozar. Bilinci aldığı için, Allah’tan ve ibadetten uzak tutar. İnsana yakışmayan çir kin davranışlar yaptırır, kusturur, saldırganlaştırır. Eşini çocuklarını dövebilir, kötü örnek olur. Trafik kazalarına ölüm ve yaralanmalara ve mal kaybına yol açabilir. İsrafa, günah kazandıran eğlence ve alemlere de yol açar.

Konu: ZİNA:

İnsanın, nikahlısı olmayan bir insanla gerçekleştirdiği cinsel beraberliğe denir. Dinimiz, can, mal,
akıl, din gibi ırzın, neslin ve ailenin korunmasını da esas almıştır. Zina eylemi öncelikle insanın ruh dünyasını olumsuz etkiler, Allah’a yakınlıktan uzaklaştırır, evliyle eşine karşı sevgisini, çocuklarına ilgisini azaltır. Aids gibi ölümcül hastalıklara yol açtığı gibi, çok paraların israfına, işlerin batmasına yol açabilir. Yuvalar yıktığı bili nen bir gerçektir. Cinayetlere, kavgalara, namus infazlarına, küçüklere kötü örnek olmaya sebeb olabilir
Ayet: Zinaya yaklaşmayın. Ayet zina yapmayın demiyor, o zaten haramdır. Yaklaşmayın demekle, zina yapmaya götürebilecek yollardan, sebeplerden ve yaklaşımlardan uzak kalınmasını istiyor. Bir mikrop insanı yı kar, bir kibrit de ormanı yakar. Bir bakma, bir dokunma, bir konuşma bazen insanı zinaya sürükleyebilir, İnsan geçici, üç-beş dakikalık, bir saatlik zevki uğruna koca bir ömürlük saadetiyle, sonsuz cennet hayatıyla oynamamalıdır. Sabırlı olmalı, oruç tutmalı, ruh ve beden orijinalliğini, orijinal aile yuvasına ve ölüm sonrası.

Konu: KUL HAKKI

Allah’ın Hakları: Akıl ve irademizi kullanarak, Allah’a iman etmek ve O’nu tanımak. Kuranı okuyup uygula mak Namaz ve oruç gibi farzları yerine getirip hırsızlık, içki, kumar, fuhuş gibi haramlardan kaçınmak.Güzel ahlak sahibi olup insanlara iyilik yapmak ve iyi davranmak demektir.
Kul hakkı: Maddi veya manevi olarak bir insanın hakkını üzerimize geçirmekle olur. En önemli özelliği, Allah kendi haklarından uygulanmayanları tövbe vb.yollarla affedebilir ama kul hakkını affetmez. Hatta kanlarıyla bü tün günahları yıkanan şehitlerin bile üzerlerindeki kul hakları affedilmez. Ayet ve hadisler, zerre kadar küçük bir kul hakkının bile mahşerde (çalanın boynunda ateşten zincir olarak) getirileceğini söyler.Kul hakkı iki kısım

1) Maddi kul hakkı: Bir insanın parasını veya malını izinsiz almak, çalmak demektir. Bunun affedilmesi için, alınan şeyin aynen iade edilmesi gerekir.Kaybolmuş veya kullanılmışsa değerinin ödenmesi gerekir. Sahibi bulunmazsa, aynısı veya bedeli yakınlarına verilir. Onlar da yoksa, fakirlere verilir, sahibi için dua edilir.
Affedilmesi için, bunlardan sonra en önemli şey, o kişiden veya yakınlarından helallik almak, özür dilemek tir. Bunlar yerine getirildiği halde, sahibi “Ben affetmiyorum!” dese bile, biz görevimizi yapmış oluruz. Bunu yaparken elbette onurumuz kırılabilir, ağırımıza gidebilir. Özellikle hırsızlık sebebiyle yüzümüz kızarabilir. An cak öbür dünyada daha ağır ceza görmekten, ateşlerde kızarmaktan daha iyidir.
Eğer bunlar uygulanmazsa, kul hakkı ödenmemiş olur ve ahirete kalır. Hesap gününde, mahkeme önünde Kul hakkının ödenme şekilleri şöyledir: Borçlunun sevapları, alacaklıya verilir. Eğer borcunu kapatmıyorsa,
alacaklının günahları borçluya yüklenir. Bu da borç açığını kapatmaya yetmezse, borçlunun iyi bir insan ol ması durumunda, Allah alacaklıya özel cennet nimetleri vermek suretiyle borçluyu affetmesini sağlayabilir. Eğer borçlu çok günahkar biriyse, ödenememiş kul hakları için ödeninceye kadar azab görebilir.
Milletin parasını hortumlayanlar, yolsuzluk yapanlar, helal olmayan yollarla elde ettikleri bütün parayı ay nen tekrar millete geri vermelidir. (Okul hastane yaptırma gibi) Ayrıca basın yayın yoluyla milletten özür dile meliler. Bunu yapmazlarsa, öbür dünyada, onca insana sevap yetiştirmeleri de, onların günahlarını yüklen meleri de imkansız olur.

2) Manevi kul hakkı: Bir insanın gıybetini (dedikodu) yapmak, iftira atmak, alay ve hakaret etmek, vurmak, küfretmek, söz veya davranışlarımızla bir şekilde kalbini kırmak gibi. Bunun affedilmesi için, mutlaka yüzüne karşı özür dileyip, helallik alınmalıdır. Bu yapılmazsa öbür dünyaya kalır ve yukarıdaki işlemler gerçekleşir

AHLAK İLKELERİ

TEMEL AHLAKİ-DUYGU DÜŞÜNCE DAVRANIŞ İLKELERİ-HAYAT ÖLÇÜLERİ
VARLIK ALANLARIMIZ KALBİMİZ AKLIMIZ ORGANLARIMIZ, DUYGU DÜŞÜNCE VE DAVRANIŞLARIMIZ

İFRAT – olumsuz ileri gitme olma aşırılığı, normal üstü mertebe-derece-uç noktası
SIRAT-I MÜSTAKİM, vasat orta yol, iti dal, normal olan, yaratılış amacı, gereken en iyi noktada duruş
TEFRİT – olumsuz geri kalma olmama aşırılığı normal altı mertebe-derece-uç noktası

VİCDAN

Vicdanın aslında ifratı olmaz. Çünkü her fonksiyonu doğrudan Allah’a bakar, leke sizdir. Şu düşünülebilir. Her konuda aklı mantığı devre dışı bırakıp,sadece vicdanı mın sesini dinlerim demek doğru olmaya bilir. Çünkü herkes her zaman vicdanının özüne inemeyebilir. Ciddi sürekli manevi bir eğitim gerekmektedir.
Kalp derinliğindeki saf öz, kalbin kalbi.
Asla kir bulaşmaz ve bozulmaz. Sadece
işletilmeyince, deniz dibi hazinesi gibi karanlıkta kalır. Arada sızlanır. Allah’ı göste ren dört ana kanıttan(Kur’an,Peygamber, Evren ve İnsan) en gizemli olanıdır. İyi ile kötüyü ayırmada kullanılsın,irade ile çalışıp insanı güzel yönetsin diye veril miştir.
Vicdanın alanı olan kalbi inançsız bırak mak sadece akıl ve duygularla hareket etmek eksik ve etkisiz kalır.Nefsin zevk lerini yaşamak, vicdan için en tehlikeli durumdur, Yolları kapanır, karanlıkta kalır. Akmayan su gibi yosun bağlar. İn karda ise, elmas vicdan özü, kömürle şir, mahiyet değiştirir.

AKIL

Aldatıcı zekasıyla hakkı batıl, batılı hak gösterir,yalanla kandırır, doğruyu yanlış gösterir (cerbeze-diyalektik-yanlış mantık)
Mantığını aldatmada kullanır.
Allah’ı bulması,iyi ve kötüyü seçmesi için verilmiş elmas gibi alettir.Görevi vahyin ışığında yürümek, hikmetleri kavramak, yararlı işlerde kullanmaktır. Hakka uyar, batıldan kaçar.Üç kitabı çok iyi okur ve anlar.Hizmetin hâdimidir.
Mantığını inançta, doğru işlerde kullanır.
Boş kafa taşıyor gibidir, basit meselele ri bile anlamaz,mantığını hiç kullanmaz Hep sorar, söyleneni yapan robot gibi dir. Sadece yaşadığını bilir.

İRADE

İradesini kötülüklere ve günahlar için kul lanır. Gönüllü olarak nefsin hizmetlerine koşar.
İrade sınırlı hayatta, verilen ruh sermaye lerini iyi kullanıp,dünyada yararlı işler yapmak ve cenneti kazanmak içindir Vicdanın en samimi dostudur. Daima canlı ve güçlüdür
İradesi felç olmuş gibi, karar veremez içinde bulunduğu zor bir durumdan çık mak için çaba sarfetmez, ümitsizlik için de kaderine değil, şeytana ve nefsine teslim olur.

HAYAL

Aklına gelen, gördüğü veya şeytanın attı ğı her görüntüyü filim macerasına dönüş türür. Çok düşününce, gerçekleştirme ar zusu doğar ve nefsine yenik düşebilir.
Bir saati bir yıl nafile ibadet sayılan Tefek kürün ilk basamağı, tetikleyicisi, yakıtı gi bidir, Boş,anlamsız hayallere kapılmaz bi linçaltı denetimi yapar, fikir üretir, not alır sorun çözer,hizmet kurar!
Hayali, elektriği kesilen sinema perde si gibidir, ölü gibi, manken gibi dolaşır. Hiç bir güzel görüntü onda çağrışım yapmaz uyur gezer, ayaklı mezar gibi dir. Hayalsiz kuru kuru yaşar!

DİL

İnkarcılık,küfür,yalan,hakaret,alay,dedikodu, lafazanlık gibi yanlış şekillerde kulla nır. Dil lezzetlere tutkun olunca, mideyi şi şirir, kalbi küçültür,hep lezzet rüşveti yedi rir.
Allah’ı anar, anlatır, insanlara yararlı ve güzel sözler söyler. Gönül alır, sorunlar çözer, bilgi taşır, ilim ve ahlak anlatmak için kullanır. Allah’ın nimetlerine şükür için tadıcısıdır, nimetlerin müfettişidir.
Ağzına kilit vurmuş gibi, konuşmaz, haksızlık karşısında bile susar. Yediği nin pek anlamı olmaz, bismillah ve elhamdülillah delmez.

GÖZ

Sürekli cinsel malzeme arar, zararlı şeyler okur, bakar. Kötü niyetle, öfkeyle, alaycı, küçümseyici bakar
Haram bakışlarda kullanmaz,göze çar panları göz kapaklarıyla karşılar. Allahın doğadaki sanatlarını inceler. Kitap okur, bazen Allah saygısından ağlar, hayırlı hizmetlerde kullanır.
Hep uyuyormuş gibi gözü kapalı dola şır, bir şey okumadığı gibi, çevresinde olup bitenin de farkında değildir, bakar görmez, görür anlamaz, anlar hissetmez,

NEFİS CİNSELLİK(yeme içme)

Haram helal ölmek doymak nedir bilmediğinden,zevk veren her şeye oburca dalar, akıbetini hiç düşünmez. Şeytanla çok iyi anlaşır, onu hep dinler.
Fuhşa,evlilik dışı haram ilişkiye açıktır
Haram veya helal, israfı çok sever.
İnsanın yararlı olanı elde etmesi ve yaşa ması ve neslini çoğaltması için verilmiş tir. Helal evlilik dışında aramaz. Ömrü bo yunca iffetli yaşar, tövbe hataları temizler Arınınca Allah’ın razı olduğu sevgili bir varlığa dönüşür
Ruhbanlıktaki gibi helal cinsellikten bile kaçar, kendini aç bırakır. Nefsinin ailesi nin üzerindeki haklarını düşünmez.

ÖFKE

Her şeye öfkelenir, inkar eder, cam gibi kalp kırar.Vicdanı,iradeyi, kalbi, zihni dinle mez. Her kötülüğe açık durumdadır.
Adalet ve hakların savunulması, düşma na karşı konulması için verilmiş. Kötülüklere ve kötülere karşı, kontrollü,kuralına uygun kullanır.
Hiç bir şeye öfke duymaz. Kendine ve ya başkasına yapılan zulüm ve haksızlıklara ses çıkarmaz.Vicdanı rahatsız olmaz.

DOĞA-EVREN TOPLUM

Her şeyi maddeden ibaret görür, doğa, kendi kendine veya tesadüfen oldu der. Maddi zevklere gömülür, ahıreti düşün mez. Yoğun ilişkileri olsa da bunları hayır yolunda değerlendirmez.
Allah’ın sanat eserlerinin teşhir edildiği saray.Allah’ın güzel isimlerini yansıtan ayna.Bilim dalları, Allah’ın eserlerini an latan diller.Kur’an gibi Evreni de okur araştırır.Bilim olimpiyatlarında madalya alan öğrenci yetiştirme yolunda çalışır.
Kainata kapalı, bilimlere uzak yaşar. Evreni, Kur’an gibi Allah’ın bir kitabı ola rak algılayıp araştırmaz. Sadece ruh veya bağırsak hayatına gömülmüş kal mıştır. Bireysel bir hayat yaşar.
Bu mekanizmalar ve duygular iptal edilemez yok sayılamaz bu tefrit olur. Fakat yaratılış amacı dışında kullanmak da yanlış ve ifrat olur.
Yaratılışta bu güçlere sınır konmamış, Allah, imtihan için ve insanın yararına bu güçlere sınırlar koymuş, güzel kullanma yollarını da göstermiştir.Ya ratılışımıza konan ruh mekanizmaları hoşa gitmese de olsa, belli hikmet ve gayeler için konmuştur. Bunlar olumlu yolda kullanılmalı, yüzleri hayra yararlı işlere cevrilmeli, kanalize edilmelidir. Olumsuz gibi görülen yanlarımızdan bile hayırlı ve güzel sonuçlar elde edebiliriz. Bunun için, akıl sağlık lı bilgiyle, kalp de güzel inançla donatılmalı, aydınlatılmalı ve güzel arkadaşlarla olunmalı, güzel ahlakın pratiği yapılmalıdır. Allah’ın üç kitabı vardır: Kur’an, Evren ve İnsan. Üçüne de aynı hassasiyeti göstermeli; okumalı, yazmalı, düşünmeli, araştırmalı ve prensiplerini aynı ölçüde uygulamaya ça lışmalıdır. Bunun gibi, bütün ruh ünitelerimize de gereken önemi gösterip her birisinin kendine özgü ihtiyaçları karşılanmalıdır.

DUYGU, DÜŞÜNCE VE DAVRANIŞ YÖNETİMİ
(Zıt Duygu, düşünce ve davranışlarda denge)

SEVGİ-AŞK

AŞK VE SEVGİ DOLU OLMALIYIM
İlk önce kalbimin gerçek sahibi Allah’ı sevmeliyim. Bütün seveceğim her şeyi, herkesi, O’nun adına ve muhabbeti namına sevmeliyim. Sevdiğim her şeyi, canımı ve malımı cen- net karşılığında Rabbime satmalıyım. Güzel ahlakı sevdiğim her insana ulaştırmak için gü
zel hizmetler yapmalıyım.
Aşk-sevgi gözümü kör etmemeli
Kalbimi yol geçen hanı gibi, her önüne gelene açmamalıyım. Sevgimi işporta malı satar gibi ortalığa saçmamalıyım .Sevgiyi saplantıya dö- nüştürmemeli, intihar aklımdan geçmemeliyim Sevgimi kötüye kullanma malı, sevgim adına gü- nahlara girmemeliyim.

AKIL VE MANTIĞIMI DA KULLANMALIYIM
Aşk ve sevgi duygu yoğunluğum, akıl ve mantığımı kullanmamı engellememeli. Nerde mantıklı nerde duygusal davranılması gerektiğini iyi belirlemeliyim. Sevgimi bilgi ve ilgiyle pekiştirmeliyim. Sevgim hak ve adaleti gerçekleştirmeme engel olmamalı. Aklımın, vahiy ışığında doğru görmesini ve düşünmesini sağlamalıyım. Çok okumalıyım, yazmalıyım, din
lemeli, sormalıyım. Akıl aletimi vahyin ışığında, bilen güzel insanların eşliğinde çok iyi de
ğerlendirmeliyim.
Kalbimi kitlememeli,Aşk ve sevgiden yoksun bırakmamalıyım. Katı kalp li olmamalıyım. ilgisizlik- le sevgimi öldürmemeli- yim.Kalbim, Allaha ve ya ratılana sevgi için yaratıl mış, boş bırakırsam, baş ka kötü sevgiler gelip kal bimi doldurur. Burda ve orda mutlu olamam.
Aşk-sevgi yoksunu Olmamalıyım

CESARET

CESUR OLMALIYIM İman insanı insan eder, kainata sultan eder, hakiki imanı elde e-
den insan, dünya top olsa patlasa korkmaz. Her işin üstesinden gelebilirim, hiç bir engel-
hele düşmandan asla çekinmem. Sadece Allah karşısında eğilirim..
KABADAYI OLAMAM
Kimsenin kalbini kıracak sertlik yapamam, Tedbirsizce güç gösterisinde bulunamam.
PLANLI OLMALIYIM
Atak olmakla beraber plansız yola çıkmamalıyım. Sistemli olmalıyım. Yapay cesaret göste-
risinde bulunmamalıyım. Bilenlerle hareket etmeliyim.
KORKAK OLAMAM
Korkaklık ruhu kemiren hastalıktır. Başarıyı da etkiler. Allah korkusu, saygısı bütün korkulardan emin kılar.

SABIR

SABIRLI OLMALIYIM Sabır imanın yarısı sayılır. Dünyada, cennet için imtihandayız
Allah sabredenleri sever. Olgunlaştırır, sorunları en etkili çözüme ulaştırır.
DUYARSIZ OLAMAM
Hak ve görevlerde kayıt sız, ilgisiz kalmamalı, günah ve kötülüklere duyarsız olmamalıyım.
PRATİK OLMALIYIM
Görevleri zamanındaen iyi şekilde, düzenle yerine getirmeli, yarına bırakmamalı. Aksatma-
dan, yardım da alarak, becerilerimi azamî şekilde kullanmalıyım
ACELECİ OLAMAM
Sabırsızlık,plansızlık,düşünmeden atılan adım sorun getirir. Fikir danış malı,iyi araştırmalıdır.

TEVAZU-ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK

MÜTEVAZI OLMALIYIM Hz.Adem topraktı tevazu içindeydi, .İletişimde en etkili yoldur, kendini beğenenleri kimse sevmez. Tevazunun zirvesi ve insanı zirveleştiren secdedir.
ONURLU OLMALIYIM
Hakkımızın çiğnendiği yerde, düşmanın karşısında alçak gönüllü olamayız. Millet, aile, kendi adımıza elde ettiğimiz başarılarla onur, övünç duyarız, bu kibir değildir. Başarılarımı iyi niyetle paylaşmalı, coşkumu ihlasla sürdürmeliyim.
KİBİRLİ OLMAM
Kibir şeytandandır,Allah sevmez. Kendini beğenen, gerçek bir dost bulamaz, çevresinde kimse kalmaz.
ALÇALMAMALIYIM
Menfaat için kimseye el açmamalıyım,el etek öpmemeliyim. Haksızlık karşısında boynumu bükmemeliyim. Dilencilik yapmamalı, istiğnâ etmeliyim

DOĞRULUK

HER ZAMAN DOĞRU KONUŞMALI VE DAVRANMALIYIM Allah doğrularla beraberdir
yalancıları ve insanları aldatanları sevmez. İnsanlar da sevmez. İçim dışım doğrulukta bir-
birine ayna olmalı, bir olmalı. Doğruluk iyiliğe o da cennete götürür, Allah katında doğrular
listesine kaydettirir, cennete götürür.
YALAN SÖYLEYEMEM
Yalan,Allah’ın yapmadığı bir şeyi yaptı gibi göster- mek, ona iftira atmak,ev ren kanunlarını yalanlamaktır. Güvenim sarsılır dostum olmaz. Şaka yalandan da kaçınmalıyım,bzira insanı esas yalana alıştırabilir,güven azalır.
HER DOĞRUYU HER YERDE HER ZAMAN HERKESE SÖYLEMEMELİYİM
Her söylediğim hak olmalı fakat her hakkı her hakkı her yerde söylemeye hakkım yok diye
düşünmeliyim. Ata ot verilir, et verilmez. Bin düşünmeli doğruyu bulup bir söylemeliyim.
DOĞRUYU GİZLEMEM
Doğruyu gizlemekle bizim veya başkasının hakkı çiğ nenmiş olabilir, Adalet sar
sılır.Vicdan azabı çekeriz

CİDDİYET

CİDDİ OLMALIYIM Bilgi ve her iş önem verme ve ciddiyet ister. Başarı güven ve kalıcı İlişkiler için ciddiyet gerekir. Ciddiyet insanın, nefsin kötü arzularına karşı durmasını sağlar. İbadet buna alıştırır. Güzel hüzün de ciddiyete ayrı bir anlam ve güzellik verir.
KATI OLMAMALIYIM
Sert,kaba,asık suratlı,bağırıp çağıran,huysuz,geçimsiz,hakaret eden,düşmanlık yapan biri olmalıyım. İlişkileri bozar. Kalpkırmak kul hakkına girer
NEŞELİ OLMALIYIM
Her zaman ciddiyet bizi de başkasını da sıkar. Aşırısı stres yapar. Çevremize olumlu elektrik yaymalı, yerinde espri yapmalı, tebessüm saçmalı. Tebessüm sadaka sevabı kazandırır.
SULU OLMAMALIYIM
Neşenin dozunu ayarlamalı,laubali,şımarık,yaramaz olmamalı başkalarıını rahatsız etmemeli.
Aşırı gülmeler kalbi ağlatır, günahlara açık gevşeklik haline düşürebilir.

ÜMİT

Ümitli olmalıyım Allahın Rahmetinden asla ümit kesmem. Ümit kesmek inanmayan
ların özelliğidir(12/87). Ne kadar günahım olursa olsun, tövbe ile Rabbim hepsini affeder, günahlarımı sevaba çevirir. Ümid coşkusu beni hayırlı işlere koşturmalı. Her başarısızlığı bir ümit kamçısı gibi görmeli, yeniden denemeli, hayır yolunda başaracağıma inanmalıyım. Gevşekliğe düşemem, umudumu yitiremem
Günah tekrarı, tövbe tekrarıyla silinse de, alışkanlık haline gelince, duyarlılık azalır, alışkanlık terke dilemeyince tevbe terkedilir. Her günah, zevk alarak rahatlıkla işlenir hale gelir. Günah ruhu hasta,
insanı mutsuz eder..
Korku da beslemeliyim Ayette ümidle korku yanyana beraber ele alınır (7/56,32/16). Allahın azabından, ahirette hesap vermekten korkmalıyım. Ve günahlara uzak durmalıyım.
Korku amaçsız ve bilinçsiz olmamalı.Allah adına olmaz,dünya sıkıntılarından kaynaklanırsa, ruh hastalıklarına yol açabilir
İman ışığı bütün geçmiş ve geleceği aydınlatır, Korku ve endişeleri alır.
Özellikle Allah’ın af etmediği kul hakkından yılandan kaçar gibi kaçmalıyım .
Ümidim Allah’a şevkle yönelmemi, korkum da günahlardan kaçmamı sağlamalı…

Yorum Yapın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.